Hayat ve Nefes

Hayat'a Bir Nefes'lik mola...
 
AnasayfaTakvimSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Ateşte Açan Çiçekler

Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Sonraki
YazarMesaj
MeLanKoLiq
..::Yeni Yıldız::..
..::Yeni Yıldız::..
MeLanKoLiq

Mesaj Sayısı : 561
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Paz Mayıs 30, 2010 8:00 pm

aaaaaaaaaaaaa ilk yorumu kapmışım oley Laughing
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ssSeBoSss
..::Yeni Yıldız::..
..::Yeni Yıldız::..
ssSeBoSss

Mesaj Sayısı : 522
Kayıt tarihi : 19/05/10

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Paz Mayıs 30, 2010 8:03 pm

Özleeeemmm süpersin yaa hatırladıkça gülüyorum ben bunları okurken hehe
Ellerine sağlık canımcım Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hotaru_edward
..::Pembe Yıldız::..
..::Pembe Yıldız::..
hotaru_edward

Mesaj Sayısı : 1634
Kayıt tarihi : 21/05/10
Yaş : 21
Nerden : hayal bahçesinin kuru topraklarından...

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Paz Mayıs 30, 2010 8:15 pm

beğenmenise sevindim Very Happy ve bi bölüm daha Very Happy
5.bölüm
------Erkekler cephesi------
-Yalnızlığın başkenti Edward yalnızlığımın başkenti dedi Emmet.
Emmet bir saat kadar öylesine sokaklarda dolandı. Artık okula gitmeli ve Carlisle görüşmeliydi. “Buralardan çekip gitmem gerek” diye düşündü. “Edward haklı burada olduğum sürece Gamze zarar görebilir. Ama ben Caius’u öldürürsem onunla aramda olan bağı anlayamazlar. Onu kullanamazlar. Ama sonra benim ölüm fermanım imzalanır ve onlarda beni öldürürler. Neden? Neden bir yolu yok? Neden ben mutlu olamıyorum? Aslına bu daha iyi. Gamze bensiz daha güvende olur. Ben vampirlere daha çok benziyorum ve kan içmem gerek. O ise insan. Kanın kaynağı.” Diye kara kara düşünüyordu Emmet. Hep bir çözüm yolu buluyor ama sonu ölümle tıkanıyordu. Sonunda tek çarenin Roxy olduğuna karar verdi. Perilerin iyilik özünü kullanarak dengeyi yeniden kurabilirdi. Kendini feda etmesi gerekirdi ama periler iyi yaratıklardı. Tüm dünya öleceğine ben öleyim daha iyi derlerdi. Emmet böyle düşünerek yürürken birden önünde bir kamyon durdu. Kamyonun yük kapağı açıldı ve içeride elinde demirler, coplar, beysbol sopaları dolu insanlar inmeye başladı. Emmet düşüncelerden Seboş ismini duyunca şaşırmıştı. O Gamze’yi bekliyordu. Derken Seboş’un tanıdık kokusunu alınca daha da şaşırmıştı. “Oysa Carlisle disiplin olayını çok ciddi bir şekilde söylemişti.” Diye düşündü Emmet. Seboş aklından “Gamze iyi ki bana dayak at Emmet’e dedi. Valla içimde kalmıştı. Hikâyedeki Emmet’e atamamıştım buna atacağım rahatlayacağım. Teşekkür ederim Gamze. İyi ki varsın” diye düşündüğünde seboş Emmet’in yüzünde bir gülümse oluştu. Artık o insanlar ona yaklaşmıştı. Kendini dayağa bıraktı. Aklında sadece Gamze vardı. Ve bu düşünce ona tüm acılarını unutturmuştu. Birkaç saat sonra dayak atmaları bitti. Emmet’in yüzü morluklar içindeydi. Vücudunun her yeri morarmıştı. Onlar gidince kendini ara sokakta ki çöp konteynırının üstüne attı. Orada öylece otururken telefonu çaldı. Arayan Carlisle idi.
-Emmet neredesin sen!? Dedi kızgın bir sesle Carlisle.
-Öylesine dolaşıyordum Carlisle. Merak etmene gerek yok dedi Emmet sakin ve umursamaz bir ses tonuyla.
-Merak edecek bir şey yok ha! Bir saat önce bana rapor vermen gerekiyordu! Ama ne bir haber verdin ne de ortalarda göründün! Aro’nun seni bulduğunu ve götürdüğünü düşündük… dedi Carlisle. Her ne kadar kızgın olsa da son söyledikleri fısıltı gibi çıkmıştı ağzından.
-Özür dilerim. Böyle düşüneceğinizi bilseydim haber verirdim ama aklıma gelmedi dedi Emmet üzgün ama yine sakin bir sesle. –Biz derken? Bana Esme’yi kastetmediğini söyle Lütfen diye devam etti endişeli ve bir o kadar da üzgün bir sesle Emmet.
-Seni o kadar üzecekse söylemem evlat dedi Carlisle
-Emmet! Bunu bana nasıl yaparsın!? Seni ne kadar merak ettiğimi bilemezsin! Diye bağırdı esme üzgün ve ağlamaklı bir sesle.
-Esme çok üzgünüm dedi Emmet ve telefonu kapattı.
Çok büyük bir yara almıştı. Esme’yi gerçek annesi gibi görmüştü hep. Zaten Cullen’lar Emmet’i evlat edindiğinde Emmet bir bebekti. Yaşam ağacı onu yeni filizlendirmişti.-Lycanlar yaşam ağaçları etrafında bir tomurcuktan meydana gelirlerdi. Yaşam ağacının etrafında binlerce küçük tomurcuk olurdu. Bu tomurcukların içinde Lycanlar yetişirdi. Tomurcuk filiz verdiğinde bir başparmak büyüklüğünde Lycanlar görünürdü. Yaşam ağacına bağlı kökleri sayesinde yaşam ağacından beslenirlerdi. Bir ay kadar sonra normal bir insan bebeği gibi olurlar ve tomurcuklarından alınıp normal bir şekilde büyütülürlerdi. Eğer tomurcuklarından alınmazlarsa kendilerine fetüs tabakası örerler ve solup giderlerdi. Emmet şanslıydı. Bir ayını doldurduğunda onu avlanan Esme bulmuş ve kendi çocuğu gibi büyütmüştü. Her Lycan normal insanlar gibi büyür, özündeki 5 varlıktan hangisi ağır bastıysa ona göre yaşam sürerdi. Kurt adamlar 35 yaşlarından sonra bir daha insan formlarına dönemezler ama 35 yaşına kadar yaşlanırlardı. Cadılar ölüm zamanları yaklaştığında kendilerini hayat büyüsüyle yenilerlerdi. Periler yeni bir vücutta kendilerine hayat bulurlardı. Ölüm zamanı gelen bir peri bulunduğu insan vücudu terk eder ve başka bir insana –sahibi- ye geçerdi. Peri olmadığı zamanlarda sabine benzerdi ama peri olduğu zamanlarda özüne dönüp kendi gibi görünürdü. Vampirlere çeken Lycanlar 18 yaşına kadar normal bir şekilde büyürlerdi ama 18 yaşından sonra bir daha yaşlanmazlardı. İnsanlar ise… Onlar tüm bu 4 varlığın özünü oluştururdu. Doğarlar yaşarlar ve ölürlerdi. Tıpkı olması gerektiği gibi. Emmet insan özlü bir Lycan olmak için çok şey verirdi. Böylece sadece diğer varlıkların genel özelliklerine sahip olurdu. Hız, çabuk iyileşme gibi. Ama o vampir özlü doğmuştu. Asla bir insan gibi olamazdı. O oturduğu yerde ne kadar berbat bir yaratık olduğunu düşünürken akşam olmuştu. O anda kucağına bir mektup düştü. Üstünde Volturi mührü olan bir mektup! Emmet zarfı eline aldı ve açtı. İçinde yazanları okuyunca ağzı bir karış açıldı.
------kızlarda durum--------
Gece olmuştu. Özlem odasında yatağının üstünde kitabını okuyordu. Birden cam tıklandı. Cama yaklaştı ve küçük bir sevinç çığlığı kopardı. Karşısında cadısüpürgesi üstüne oturmuş Burca vardı. Cadılar diyarında kullandığı ismi Alexsis’ti.
-Aval aval bakmayı kesipte camı açarsan çok sevinirim dedi sitemkâr bir sesle Burcu.
-Hiç değişmemişsin Burcu dedi gülerek ve camı açtı.
Burcu süpürgesinin üstünde camdan içeri gerdi.
-Görünen o ki süpürgenin üstünden inmeye niyetli değilsin ha Burcu dedi alaylı bir sesle Özlem.
-Bana Burcu demeyi kes M-…
-Bana Özlem de Burcu dedi Özlem Burcu’nun konuşmasını bölerek.
-Ama neden senin ismin Özlem değil ki dedi Burcu
-İnsanların bölgesindeyken benim ismim Özlem Burcu. Senin isminse Alexsis değil Burcu! Dedi kızgın bir sesle Özlem.
-Hala cadı formundayım bu durumda bana Alexsis demen gerekecek dedi Burcu.
-Öyle olsun Alexsis ama gördüğün gibi ben insan görünümündeyim o yüzden bana Özlem de dedi Özlem gözlerini devirerek.
-Peki Özlem. Eeee? Arkadaşına sarılmak yok mu dedi Alexsis tatlı bir alınganlıkla
-O süpürgeden inmediğin müddetçe hayır Bu-Alexsis dedi Özlem
Alexsis’in süpürgesinden inmesiyle birbirlerine sarılmaları bir oldu. İki yakın arkadaş birbirlerini 50 yıldır görmüyordu. Sadece telepatiyle konuşmuşlardı o kadar.
-Bu güzel sevgi yumağı anımızı bozmak istemezdim ama Roxy bir güç patlaması yaptı ve halkım bunu hissetti dedi kaygılı bir sesle Alexsis.
-Siyah cadılar. Onları hiç sevmiyorum tek amaçları Roxy bulup öldürmek. Böylece kurtuluş şansı kalmayacak. Herkes Volturi egemenliği altına girecek.
-Halkıma hakaret etmeyi bıraktıysan sorunumuza geçelim dedi Alexsis yarı alınganlık yarı alayla karışık bir sesle.
-Özür dilerim Alexsis dedi mahcup bir sesle Özlem.
-Sana Roxy’i koruyup gözet dedim Özlem. Onu korkut demedim! Yaptığın hata Roxy’nin hayatına mal olacaktı. Zor durdurdum Artık şüphe çekmeye başladım ve koruma konusunda sana yardım etmek için buradayım dedi Alexsis çok ciddi bir sesle.
Alexsis acil durumlar olmadıkça ciddi konuşmazdı. O anda deldi dolu cadı Alexsis gitmiş, lider ruhlu ciddi Burcu gelmişti. Cadılar çift kişilikli olurlardı ve Özlem bu ani değişimi hemen kabullendi. Sadece başını evet anlamında sallayıp arkadaşıyla hasretini gidermeye devam etti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
MeLanKoLiq
..::Yeni Yıldız::..
..::Yeni Yıldız::..
MeLanKoLiq

Mesaj Sayısı : 561
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Paz Mayıs 30, 2010 8:54 pm

heyt be oley bir bölüm daha gelmiş oley Laughing
buda süperdi Özlemim ellerine sağlık Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hotaru_edward
..::Pembe Yıldız::..
..::Pembe Yıldız::..
hotaru_edward

Mesaj Sayısı : 1634
Kayıt tarihi : 21/05/10
Yaş : 21
Nerden : hayal bahçesinin kuru topraklarından...

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Paz Mayıs 30, 2010 8:54 pm

beğenmene sevindim sema Very Happy
istersen bende bi dosya bölüm var her yorumundan sonra ekleyebilirm Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ssSeBoSss
..::Yeni Yıldız::..
..::Yeni Yıldız::..
ssSeBoSss

Mesaj Sayısı : 522
Kayıt tarihi : 19/05/10

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Paz Mayıs 30, 2010 10:47 pm

her yorumdan sonra eklicen hee koptum özlem yaaa Very Happy
Yarın eve geldiğimde bakalım ben burda kaç bölüm görcem hehe
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
MeLanKoLiq
..::Yeni Yıldız::..
..::Yeni Yıldız::..
MeLanKoLiq

Mesaj Sayısı : 561
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 8:43 am

amanın ben çıktıydım benden sonraki yorumunu görmemişim Mad
olur olur Özlem valla öyle yap bian önce benim kaldığım bölüm gelelim hehehe ben nerde kaldığımı söleyimmi sana burdan okuycam die twiden devam etmiom hikayeye Laughing
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hotaru_edward
..::Pembe Yıldız::..
..::Pembe Yıldız::..
hotaru_edward

Mesaj Sayısı : 1634
Kayıt tarihi : 21/05/10
Yaş : 21
Nerden : hayal bahçesinin kuru topraklarından...

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 9:48 am

sorun değil ya twi*ye bende uğramıyorum zaten Very Happy
6.bölüm--
O anda kucağına bir mektup düştü. Üstünde Volturi mührü olan bir mektup! Emmet zarfı eline aldı ve açtı. İçinde yazanları okuyunca ağzı bir karış açıldı.
Mektupta şöyle yazıyordu…
Sevgili Emmet,
Bil bakalım şu anda kimin evindeyim? Adı Gamze olan ve huzur içinde uyuyan bir kızın evindeyim tabii ki de. Tabii huzur içinde olan uykusu kısa süreceğe benziyor. Yakında dişlerim onun o güzel boynunda olacak ya da düşündüm de onu evime İtalya’ya götürüp eşlerimden biri yapsam daha güzel olur.
Ve birde küçük kız kardeşin Miele’yi unutmamalı. Küçük peri asıllı Lycan. Zavallıcığın ömrü henüz 10 yaşına gelemeden doldu. Ama iyi yanından düşünürsek 500 yıl bir sahibi ile güzel bir hayat sürdü. Ve kaderin işi ki bu iki güzel kızın kurtulması sana bağlı Emmet. Gel ve benim için çalış. Bende onları rahat bırakıyım. Beni nerede bulacağını biliyorsun. Cuma günü saat 12.00’a varmadan bize katılırsan Miele ve Gamze’ye elimi bile sürmem. Ama Gamze için söz veremem. İnsanken bu kadar güzel bir kızı vampirken düşünemiyorum…
Aro Volturi
Emmet lanetler yağdırarak oturduğu yerden kalktı. “Ben bile Miele’nin yerini bilemezken Aro nasıl biliyor!” diye düşündü öfkeyle Emmet. Bugün pazartesiydi. Cuma’ya bir hafta vardı. “Sanırım tek şansım Roxy. Onu bulmalıyım hem de çok çabuk. Yoksa Volturi yenilmez olacak.” Diye düşündü Emmet. Lanetler yağdırarak küçük evinin yolunu tuttu. Yalnız kalmak istediğinde gittiği sahil kenarında bir mağaraydı onun küçük evi. Yalnızlığının başkenti orasıydı. Aro’dan kaçıp saklandığı ilk yerdi o mağara.
------kızlar cephesinde-----
Özlem ve Burcu ayrı geçirdikleri onca yılda neler yaptıklarını anlatırken yukarıdan bir ses duydular. Birkaç küçük fısıltı duydular ve anladıkları kadarıyla taş kesildiler.
-Aro…..yakaladı artık diyordu bir fısıltı.
-Son Lycan……bir düşünsene diyordu bir öteki.
-Volturi artık yenilmez oldu diyen fısıltıydı onları taş kesen.
-Volturi burada! Olamaz yoksa onu buldular mı? Dedi endişeyle Alexsis.
-Saçmalama Alexsis. Hadi çabuk insan formuna geçte buraya geldiklerinde bizden şüphelenmesinler dedi sakince Özlem.
-Neden buraya gelsinler ki? Ve neden fısıltıyla konuşuyoruz? Dedi anlayamayarak Alexsis.
-Bir onlar vampir ve bizi duydular. İki benim odamda cadı bulurlarsa beni de doğaüstü sanarlar. Üç çok yaklaştılar hadi dedi özlem fısıltıyla.
Alexsis o anda insan oldu. Ardından da kapı açıldı. Tahmin ettikleri gibi yukarıdakiler Volturi’dendi. Ve karşılarında siyahlar içinde Jane ve Alec duruyordu.
-Aman tanrım! Ne harika gözler, dudaklar, burunlar bunlar. Aşık oldum galiba dedi Burcu.
-Gözleri anladım da Burcu burunlar ve ağızlar derken? Sen şu erkekten bahsetmiyor musun? Dedi gayet sakin Özlem.
-Korkudan ne dediğimi bilmiyorum ben tamam mı? Ama çok yakışıklı şu erkek olan Özlem. Hem sen nasıl bu kadar sakinsin dedi telaşlı bir şekilde Burcu.
-hı hı. Korkudandır eminim. Sakinim çünkü ya hırsılar ya da başımız dertte. İhtimaller az anlayacağın dedi sakince Özlem.
-Dimi? Başımız derteyse olacaklar ihtimaller dâhilinde değil? Dedi telaşla Burcu.
-Onları düşünmemeye çalışıyorum Burcu. Sende öyle yap iyi geliyor dedi sakince Özlem
O anda Jane öksürdü ve –Bayanlar konuşmanız bittiyse şurada duran süpürgenin sahibini öğrenebilir miyiz? Dedi Jane.
-Sen sussana! Bırak şu yakışıklı konuşsun. Sana cevap falan vermeyiz biz! Dedi sinirle Burcu.
-Peki, öyle olsun küçük hanımlar. Süpürge kimin? Dedi yüzünde bir gülümseme ile Alec.
-NE! Küçük Hanımlar mı? Bir kere ben tam beş…. Derken burcu…
-hihihaha! Biz 13 yaşında 2 arkadaşız ve bu süpürgede bildiğiniz süpürge dedi elini Burcu’nun ağzına koymuş Özlem.
Burcu Özlem’in elleri arasında kurtulmak için çırpınıyordu. Ama burcu’nun çabaları boşunaydı. Özlem Burcu’yu çok sıkıca sarmış ve tüm hareketlerini kısıtlamıştı.
-Tamam, 13 yaşındaki 2 yakın arkadaş. Ama ben hala süpürgenin kime ait olduğunu merak ediyorum dedi Alec.
Ellerini göğsünde kavuşturmuş ayaklarını yere vurarak kızlardan bir cevap bekliyordu. O anda Burcu Özlem’in elini ısırdı. Özlem küçük bir çığlık kopararak yere düştü.
-Ben küçük değilim! Diye bağırdı o anda Burcu.
-Evet, onu anladık sen küçük ve delisin dedi gülerek Jane.
-Ben şimdi sana gösteririm dedi kızgınlıkla Burcu.
Tam sihirli sözcükleri mırıldanarak bir kara büyü yapmak üzereyken Özlem Burcu’nun üzerine atladı. İkisi birlikte yere Alec’in ayaklarının önüne düştüler.
-Ben hala bir cevap bekliyorum dedi biraz sinirli bir sesle Alec.
-Neyin cevabını? Dedi anlamamazlıktan gelerek Özlem.
-Süpürge kimin? Dedi çok sert ve sinirli bir sesle Alec.
Artık sabrının taştığı her halinden belli oluyordu.
-Evinn dedi gayet normal bir şekilde Özlem.
“Bu işi nasıl kıvıracağım ben?” diye düşünüyordu o anda Özlem.
-Demek öyle dedi sinirli bir şekilde Alec.
-Bu da demek oluyor ki Aro Amcanızla bir randevunuz var çocuklar dedi sinsice gülerek Jane.
Alec eğilip yerde yüz üstü yatmakta olan Özlem ve Burcu’yu kucağına aldı. Jane’de süpürgeyi aldı. Beraberce yukarıya çıkmaya başladılar. Özlem “Aro mu? Olamaz! O antika adam bize bir dokunursa tüm sırlarımız açığa çıkar! Keşke bir kalkanım olsaydı. Ben nasıl engelleyeceğim şimdi onu” diye düşünüyordu. Burcu’nun aklı ise bambaşka yerlerdeydi. “Ahh! Aşkıma bak ne kadar da güçlü! Bizi nasılda zorlanmadan kolay kolay taşıyor. Eh tabi öyle olacak o kimin aşkitosu?” diye düşünüyordu Burcu. Ağır ağır merdivenleri tırmanırken Burcu acı ile büyük bir çığlık attı.
-Kes şunu Jane dedi Alec.
-Neden? Bizim gücümüzü görsünler de hemen konuşsunlar. Aro’ya iyi haberi biz götürürsek değerimiz artar dedi Jane sinsice gülerek.
-Aro bu kızlardan birini baygın ya da ölü görürse o zaman değer seviyemiz hakkında olabileceklerin farkın da mısın Jane dedi buz gibi bir sesle Alec.
Jane sadece surat asmakla yetindi ve o anda Alec’in yüzünde zafer gülümsemesi oluştu. O sırada Özlem’in aklında şimşekler çakıyordu. Sonunda Aro’nun elinden nasıl kurtulacağını bulmuştu. Ama hala bir sorun vardı. Burcu nasıl kurtulacağını biliyor muydu?...Artık Aro’nun yanına varmışlardı.
-Olamaz Gamze dedi endişeli bir şekilde Özlem.
-Neden sadece Gamze? Ben senin ablanın Nilay olduğunu sanıyordum dedi içeriden bir ses.
Ve o anda kapı açıldı kızlar gördükleri manzara karşısında şok olduklar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
MeLanKoLiq
..::Yeni Yıldız::..
..::Yeni Yıldız::..
MeLanKoLiq

Mesaj Sayısı : 561
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 10:01 am

ahanda bir bölüm daha harika bounce
ellerine sağlık cnm Smile
bir bölüm daha koyacakmısın şimdi Laughing
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hotaru_edward
..::Pembe Yıldız::..
..::Pembe Yıldız::..
hotaru_edward

Mesaj Sayısı : 1634
Kayıt tarihi : 21/05/10
Yaş : 21
Nerden : hayal bahçesinin kuru topraklarından...

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 10:02 am

başka işimmi var eklicem tabi Laughing
7.Bölüm
Ve o anda kapı açıldı kızlar gördükleri manzara karşısında şok olduklar.
Nilay elleri bağlı bir şekilde yerde baygın yatıyordu. Islak yüzünden ve şişmiş gözlerinden ağladığı belli oluyordu. Özlem Nilay’ın kızarmış ve şişmiş gözlerle yerde yattığını görünce içinde bir yanma hissetti.
-Abla dedi üzgün çok üzgün bir sesle Özlem.
Ağzından bu sözcüklerin çıkmasıyla kendini ablasının yanına atması bir oldu. Şimdi onun gözlerinden yaşlar süzülüyordu. İçinde tarif edemediği büyük bir acı vardı. Nilay’ı yerden kaldırdı ve kollarının arasına aldı.
-Özlem dedi güçlükle duyulan bir sesle Nilay.
-Kendini zorlama abla dedi Özlem gözyaşlarının arasından üzgün bir sesle.
-Gamze o… Nilay daha sözünü tamamlayamadan yine bayıldı.
Özlem etrafı incelemeye başladı. Odanın içinde Gamze’yi arıyordu. Gözünde birikmiş gözyaşları görüşünü bulanıklaştırmıştı. Eliyle gözyaşlarını sildi ama saniyeler içinde yerine yenileri geldi. Kendinde hareket edecek gücü bulamıyordu. İçinde onu yiyip bitiren büyük acı yüzünden konuşamıyordu bile. Ondan duyulan tek ses acılı hıçkırıklarıydı.
-Sen cadı olamazsın. Cadılar birkaç dakika ağladıklarında gözleri kızarmaz. Bu genellikle çok duygusal insanlar da ve perilerde görülür dedi kendinden emin bir sesle Aro.
Aro Burcu’ya yüzünden tehlikeli bir gülümsemeyle döndü. Ağır ağır adımlarla Alec’in kucağındaki burcu’ya doğru yürümeye başladı. Burcu Alec’in kucağında korkudan titriyordu. Eğer biraz daha zamanı olsaydı orada eriyip bitebilirdi. Özlem Burcu’nun korkudan titrediğini görünce içinde bir başka acı daha duydu.
-Cadı olan benim dedi güçlükle duyulan bir sesle.
Doğru kelimeleri seçtiğinden bile emin değildi. Ama tek düşündüğü kardeşi gibi gördüğü Burcu’yu Aro’dan kurtarmaktı. Bunu başardığı takdirde söylediği şeylerin bir önemi yoktu.
-Sana inanmamı bekleyemezsin. Sadece birkaç dakika ağladın ve gözlerin kızardı. Oysa cadıların birkaç saat ağlamalarını gerektiren büyüleri var ve bunun sonucunda gözleri kızarmıyor dedi Aro şüpheli bir sesle.
Özlem’i ilk gördüğünde onda bir farklılık olduğunu hissetmişti. Solgun teniyle ve kehribar rengi gözleriyle bir vampire benziyordu. Ama bir vampirin görünemeyeceği kadar çelimsiz görünmesi onun vampir olma ihtimalini güçleştiriyordu. Kehribar rengi gözleri ise peri ya da peri asıllı bir Lycan olması ihtimalini yok ediyordu. Periler ve peri asıllı Lycan’ların gözleri mavi, yeşil, mor ya da pembe olurdu. Ama Özlem’in gözleri kehribar rengiydi. İnsanlarda bu kadar soluk tenli olamazlardı. Aro ne kadar düşündüyse de onun türünü bulamıyordu. Onun görünüşü, verdiği tepkiler hiçbir türe uymuyordu. “Ve şimdide gelmiş bana cadı olduğunu söylüyor! Ama o asla bir cadı olamaz!” diye düşündü sinirle Aro.
2.KISIM
-Witches birde’kal melona sianstromya Pandora dedi güçlükle Özlem.
“Umarım doğru telaffuz etmişimdir.” Diye geçirdi içinden Özlem. Burcu’dan öğrendiği bir siyah cadı büyüsünün sözleriydi söyledikleri. Ne anlama geldiğini bile bilmiyordu ama bu büyü tek şansıydı. Bir keresinde Burcu’yu yaparken görmüştü. Şimdi tek yapması gereken ağlamaktı. Bu büyüyü tamamlayan kısımdı. Ama Özlem bunu zaten fazlaca yapıyordu. “Eyvah! Asıl şimdi yaptık. Bari ağlamasını kesse. Ne kadar ağlarsa büyü o kadar güçlü olur. Lütfen ağlama Özlem. Lütfen ağlama” diye yalvarırcasına düşündü Burcu. O sırada Gamze dikkatlerin onun üstünden çekilmesiyle yatağının yanında duran emektar beysbol sopasına doğru ilerledi. Elini yatağının altına doğru soktu ve sopayı tuttu. Şimdi tek yapması gereken doğru zamanı beklemekti. “Saldırmak için doğru an umarım çabuk gelir” diye düşündü Gamze. Volturi her ne kadar kalabalık olsa da Gamze şansını deneyecekti.
-Cadı alfabesi. Üstelikte siyah cadıların kullandığı alfabeden. Sen nasıl kötülüğün cadılarından olabilirsin? Dedi şaşkınca Aro.
Özlem’in yüzünde sinsice bir gülümseme oluştu. “Zokayı yuttu ş*pş*l.” Diye düşündü.
-Evet ben bir siyah cadıyım Aro dedi kendinden emin bir sesle Özlem.
Şimdi kalbindeki acının yerini sevdiklerini koruma arzusu ve güven almıştı. Kollarında ablası, yerde oturan, gözleri ağlamaktan şişmiş zayıf kız değildi artık. Kendini oldukça güçlü hissediyordu. Hatta insan olmadığı halinden bile daha güçlü hissediyordu. Aro şaşkın bakışlarla Özlem’i süzüyordu. “Nasıl bir cadı olabilir? Hem de siyah bir cadı? O cadı olmak için bile yeterince peri görünürken nasıl siyah cadı olabilir?” diye düşündü Aro.
-İlginç ama sana inanmıyorum. Sanırım ne olduğunu öğrenmenin bir yolu var dedi Aro.
Bulunduğu yerden yavaşça Özlem’e doğru yürüdü. Aro Özlem’e yaklaştıkça Özlem soğuk soğuk terliyordu. O anın heyecanından bulduğu yolu da unutmuştu. O anda Gamze arkadan Aro’nun başına beysbol sopasıyla vurdu. Ve birden ortalığı pembe bir ışık kapladı. Gözleri Özlem büyüyü yaptığından beri kapalı olan Burcu ışığı hissetti ve “Asıl Şimdi yandık! Ama ışık bana neden farklı geldi? Yoksa yanlış mı telaffuz etmişti? Eyvah!...” diye düşündü.( cereza morado)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
MeLanKoLiq
..::Yeni Yıldız::..
..::Yeni Yıldız::..
MeLanKoLiq

Mesaj Sayısı : 561
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 10:08 am

anam gidiyonuz leyn hadi hayırlısı hehehe
süperdi kuzum ellerine sağlık bounce
hadi bi bölüm daha aslında bir sürü bölüm istiom oley ya bounce
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hotaru_edward
..::Pembe Yıldız::..
..::Pembe Yıldız::..
hotaru_edward

Mesaj Sayısı : 1634
Kayıt tarihi : 21/05/10
Yaş : 21
Nerden : hayal bahçesinin kuru topraklarından...

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 10:13 am

bölümler kurban olsun sana Very Happy
bölüm
-------Erkekler cephesi-------------)
Yalnızlığının başkenti orasıydı. Aro’dan kaçıp saklandığı ilk yerdi o mağara.
Emmet Le Canero sokaklarında büyük bir şaşkınlık ve telaş içinde yürüyordu. “Aro, Miele, Gamze… Neler oluyor burada? Daha kardeşimi ben bile hiç görmemişken Aro nasıl bulur? Gamze’yle henüz bir ilgim yoktu. Sevgilim bile değildi. Neden onu yakaladı ki? Olamaz… Edward! O düşüncelerinde benim ilgimi Bella’ya duyduğa ilgiye benzetmişti! Hayır hayır! Cullen’ları da mı ele geçirdi. Bu olmamalı” diye düşündü Emmet. Başını sinir ve hüzün karışımı bir duyguyla iki yana salladı. Ara sokaklardan gide gide sahile vardı. Karşısında uçsuz bucaksız mavilik vardı. Hava da tek bir bulut yoktu. Ay ışığında parıldayan denize uzun uzun baktı Emmet. Pürüzsüz siyah gökyüzünün üstüne serpiştirilmiş yıldızlar, ay ışığında parıldayan masmavi deniz, uçurumun kenarındaki güzel ağaçlar ve uykuda ki doğa… Ama Emmet’in gördükleri bunlar değildi. Bir siyahlık vardı ama uçsuz bucaksız bir siyahlıktı bu. Çevrede ne küçük bir yıldız vardı ne de ay. Emmet uçurumun kenarında durdu ve kendine küçük bir ışık aradı. Her zaman ki gibi onun için ışık yoktu. Mağaraya her gelişinde yapardı bunu. Bir ışık bulmak için uçurumun kenarına gelirdi. Bulamazdı ve direk mağaraya giderdi. Yine öyle oldu. Uçurumun kenarındaki büyükçe olan taşa tutundu ve kendini aşağıya sarkıttı. Ayağını mağaranın üstündeki küçük çöküntüye koydu. Bu çöküntüde yazan şifreli bir sözcük vardı. Ne kadar uğraştıysa da orada yazan şeyi çözememişti. Ve sonunda çözmekten vazgeçmişti ama hala aklının bir yerinde vardı bu şifre. Emmet son derece sportif bir hareketle kendini mağaraya attı. Ve son kez ışığını aradı. Arkasını döndü ve güzel maviliğe bir daha baktı. Ay ışığında parıldayan masmavi bir deniz vardı. Küçük dalgaların sahile vurma sesi vardı. Mağaranın girişine sarkan sarmaşıklar da hoş bir görüntü oluşturuyordu. “Her şey hala aynı. Hala bir ışık yok. Hatta artık eskisinden de karanlık” diye düşündü Emmet. Ve arkasını döndü mağaranın içerisine doğru ilerlemeye başladı. Aslında hala mağaranın girişine varamamıştı. Mağaranın içindeki küçük şelalenin arkasına girmeliydi. Üzerinde pentegram olan kayayı kaldırıp açılan delikten aşağıya inmeliydin. Ancak o zaman gerçek mağaraya varırdın. Emmet mağaranın içine doğru ilerledikçe su seninin şırıltısı duyabiliyordu. Sonunda küçük çaptaki şelaleye vardı. Burası mağaranın içindeki küçük kanyondu. Tepeden içine su dökülen bir kanyondu. Bir sıçrayışta şelalenin arkasına geçti. Biraz yürüdükten sonra küçük meydana vardı. Üzerinde pentegram olan taşı yana kaydırdı. Aşağıya doğru inen tünel görünmüştü. Deliğin içine atladı ve her zaman ki gibi üzerinde pentegram olan taş kendiliğinden kapandı. Artık yalnızlığının başkentindeydi Emmet. Yavaşça içeri girdi ve birden mağara aydınlandı. Nereden geldiğini bilmediği beyaz bir ışık sayesinde mağarada artık gündüz yaşanıyordu. Kendini taştan yaptığı küçük masasına bıraktı ve düşünmeye başladı.
-Hayatımda hala bir gram ışık yok. Hatta eskisinden de karanlık. Miele ve Gamze tehlikede dedi fısıltıyla Emmet.
-Evrenin tüm karanlığı bir tek mum ışığını bile söndüremez dedi mağaradan bir tür kadın sesi.
-Sende kimsin? Dedi Emmet telaşla.
-Evrenin tüm karanlığı bir tek mum ışığını bile söndüremez dedi yine aynı kadın sesi.
-Ne demek bu? Sende kimsin? Dedi bu sefer kızgınlıkla Emmet.
-ışığını uzaklarda arama! Evrenin tüm karanlığı üstüne doğru gelse bile çevrendeki tek bir mum ışığını dahi söndüremez yok edemez! Senin yapman gereken tek şey görmek! Çevrene bak! Sadece bunu yap Emmet. Sevdiklerin senin ışığın olacak, aklın pusulan ve cesaretin kötülüğü kovacak Emmet! Dedi aynı kadın sesi.
2.Kısım
“ışık, akıl, pusula…”Emmet çıldırmak üzereydi. Nefret ve üzüntü karışımı bir duyguyla başını iki yana salladı. Bu kadar kör olduğu için kendinden nefret ediyordu. 3 saattir o mağara da o sesin söylediklerini düşünüyordu ve ne demek istediğini kimleri kastettiğini yeni anlıyordu. Üzgündü çünkü ışığıyla hiç konuşmamış, onu doğduğu günden beri sevenleri çok üzmüştü. Oturduğu yerden yavaşça ayağa kalktı. Ağır adımlarla mağaranın merdivenlerine yürüdü. Mağaranın içinde kendiliğinden oluşmuş bir merdiven vardı ve sadece aşağıdan yukarıya çıkmak için kullanılıyordu. Daha önce oradan aşağıya inmeyi denemişti Emmet ama ne kadar denediyse de aşağıya inememişti. Oysa merdiven bir tünel gibi değildi. Normal bir merdivene benziyordu ama sanki bir tür sihirle mühürlenmiş gibiydi. Emmet’in mağarayla ilgili çözemediği onlarca sıra bugün bir seste eklenmişti. Yakında mağaranın canlı bir şey olduğunu düşünmeye başlayacaktı. Emmet yavaşça merdivenleri tırmandı ve çıkışa geldi. Tam mağaranın ağzına gelmişti. Taş aralandı ve karşısına bir alev tabancası, bir meyve ve bir kâğıt çıktı. Yavaşça ilerledi ve kâğıdı eline aldı. Kâğıtta bir strateji yazıyordu. Emmet’in yüzünde sinsice bir gülümseme belirdi. Vampirler ateşte yanarak öldürülürdü ve elinde bir alev tabancası vardı. Meyvenin ne işe yarayacağını anlamamıştı ama kâğıtta tüm Volturi’nin zayıf yanları yazıyordu. Her ihtimale karşı yerdeki mor kirazları aldı. Bir elinde kâğıt bir elinde alev tabancası sırtındaki çanta da meyveler vardı. Mağaranın ağzından hızlı ve sportif bir hareketle üste atladı ve etrafına son kez baktı. Uçurumun kenarından manzara harikaydı. Dolunay ışığında parlayan deniz mükemmeldi. Birkaç yunus suyun üstünden atlayarak yavaşça kıyıya geliyordu. Uçurumun altındaki kumsaldan yavru su kaplumbağaları çıkıyor ve paytak paytak denize doğru gidiyordu. Emmet bunları ilk defa far ediyordu. “Aptalsın sen Emmet. Nasıl olurda bu güzellikleri görmezsin” diye düşündü ve kendine karşı tatlı bir kızgınlık yaşadı. Yavaş adımlarla La Canero sokaklarına doğru yürüdü.
-Bekle beni ışığım sana geliyorum diye sesli düşündü Emmet.
İçinde anlam veremediği bir mutluluk vardı. Büyük bir sevinçle ışığına yürüyordu. Hatta şimdiden gecesinde güneş açmış gibi hissediyordu. Yeni doğmuş bir bebek gibi hissediyordu. Her şeyi yeni görüyordu. Onun için her şey yeniydi. Bir bebek gibi ilk adımlarını atıyor gibi hissediyordu. Annesine koşuyor gibi huzur ve mutluluk doluydu. Ama şu anda o annesine değil ışığına koşuyordu. Ne zaman koşmaya başladığını anlayamamıştı ama koşuyordu. Işığına doğru hızla ilerliyordu. Sonunda ışığının evine varmıştı. Ve birde ışığının evininin pencerelerinde pembe bir ışık çıktı. Emmet hızlıca ellerini gözlerine koydu. Bu ışık kör edici derecedeydi. Hızlıca pencereye atladı. Açık olan pencereden içeri girdi ve hemen elinde beysbol sopası olan Gamze’ye doğru koştu. Onu kollarıyla sardı ve göğsüne doğru bastırdı. Birden omzunda bir el hissetti. Gözlerini açtığında ilk karşılaştığı aşkının şaşkınlık dolu gözleriydi. Sonra birden etrafına baktı. Artık şaşkınlık dolu gözler onunkiydi. Artık ışığının evinde değildi…
----kızlar cephesi-----
Tuğba büyük bir gülümsemeyle gözlerini açtı. Birden içini bir telaş kapladı. Bu sabah Nilay onları uyandırmaya gelmemişti. Hızla yatağından kalktı. Kalkarken ayağı yorganına takıldı ve büyük bir gürültüyle yatağından yere düştü. Ebru bu gürültüye uyandı
-Bu ne gürültü? Dedi sinirle yataktan kalkarken Ebru.
Tuğba’yı yerde görünce Ebru birden kahkahalar atmaya başladı.
-Gülme Ebru! Dedi kızgın bir sesle Tuğba ve devam etti –Fark etmedin mi? Nilay bu sabah bizi uyandırmadı. Ve ben kötü bir rüya gördüm Nilay’la ilgili yani… Tuğba’nın sesi cümlenin sonuna doğru kısılmış ve sonunda duyulmaz olmuştu.
Ebru birden taş kesildi. Bunu hiç fark etmemişti. Kendini hızlıca odasından dışarı attı. Onu Tuğba takip etti. Merdivenden hızlıca indiler ve hazırlanmamış kahvaltıyı gördüler daha doğrusu göremediler. Telaşla üst kata çıkmaya hazırlandılar.
-Dur Ebru! Burada bir not var dedi Tuğba ve notu eline alıp okudu.
-Ne oldu? Not kimde? Dedi merakla Ebru.
-Nilay ve Gamze’den. Birkaç hafta evde olmayacaklarmış. Kendimize iyi bakalımmış. Evi dağıtmayacakmışız dedi Tuğba.
-Nilay’ın sözleri ama Nilay’ın adeti değil. Nilay not bırakmaz bizi uyandırır öyle söyler dedi Ebru şüpheli bir sözle.
-Belki de aceleleri vardır Ebru. Hadi gel de kahvaltıyı hazırlayalım geç kalacağız dedi Tuğba
Tuğba ve Ebru kahvaltıyı hazırlamaya başladılar…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
MeLanKoLiq
..::Yeni Yıldız::..
..::Yeni Yıldız::..
MeLanKoLiq

Mesaj Sayısı : 561
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 10:15 am

ay bende şu kadın sesin merak ediom ya kim konuşuyo öyle acaba
bide biyerde s*l*k emm dinlemiyo o sesi neyse ben konuşmayım o bölümüde gelecez
süperdi tatlım hadi tam gaz devam bounce
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hotaru_edward
..::Pembe Yıldız::..
..::Pembe Yıldız::..
hotaru_edward

Mesaj Sayısı : 1634
Kayıt tarihi : 21/05/10
Yaş : 21
Nerden : hayal bahçesinin kuru topraklarından...

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 10:20 am

o kadın sesini sölemeseydin ben unutuyodum xD
dur öbür bölümde emm mağaraya gitsin xD ama benim twide kaldığım yerdeki öbür bölümde Very Happy
9.Bölüm
----Pembe ışıktan sonra gittiğimiz yerden Very Happy-------
Artık şaşkınlık dolu gözler onunkiydi. Artık ışığının evinde değildi…
Emmet yavaşça ayağa kalktı ve etrafına baktı. Burası bir adaydı. Her tarafta deniz vardı. Etraflarında bir kara parçası yoktu. Emmet bile göremiyordu bir kara parçası. “Ben bile göremiyorum kara parçasını. Uzaktaysa şanslıyız. Belki de bulunduğumuz yere en yakın ada parçası 900 km uzaktadır.” Diye düşündü Emmet. Sonra kollarında Gamze’nin olduğunu hatırladı. Yüzündeki telaşın yerini tatlı sıcacık bir gülümseme aldı. Sevgiyle kollarında ki kıza baktı. Sonra fark etti. Gamze korkudan Emmet’e yapışmıştı. Bir yere odaklanmış bakıyordu. Gamze’nin gözlerinden yaşlar süzüldüğünü gören Emmet adeta yandı. İçinde bir şeylerin koptuğunu hissetti. Asla tamir edilemeyecek bir şeylerin koptuğunu hissetti. Yavaşça kendini toparladı ve Gamze’nin gözlerini takip etti. Ve gördüğü kişi karşısında ağzı bir karış açık kaldı. Adaya gelmeden önce omzuna dokunan kişiydi karşısındaki…
----Adada Emmet ve Gamze bunları yaşarken Burcu ve Alec ne yaptı?----
(odadayken Burcu Alec’in kucağındaydı.)
Alec Burcu’yu kollarıyla sarmış resmen içine sokmuştu. Neden bilmiyordu ama Burcu’yu olası bir tehlikeye karşı koruma ihtiyacı hissetmişti. Sonra bir elin onu ittiğini hissetti. Birden havalandı ve Burcu’dan çok ileriye doğru düştü. Onu fırlatan Burcu’ydu. Alec yerde şaşkınlıkla yatıyordu.
-Hey! Sen kim oluyorsun da bana sarılıyorsun? Utanmasan beni içine sokacaktın! Nasıl buna cüret edersin diye bağırıyordu Burcu. Yüzü kıpkırmızıydı. Çok utandığı her halinden belliydi. Alec’in yüzüne büyük bir gülümseme yayıldı. Yavaşça yeren kalktı. Yüzünde hala aynı büyük gülümseme vardı. Gülerek olduğu yerden Burcu’ya bakıyordu. Burcu bu duruma daha da sinirlendi. Tam bir büyü yapmak üzereyken aklına Özlem geldi. O şimdi neredeydi? “Büyü bir siyah cadı kara büyüsüydü. Bu büyüyü yaptığı için ölebilir. Bu kız deli mi? Türünü bilmiyor mu? Neden bir cadı büyüsü yaptı ki? Bu onu her halükarda çok güçsüz bırakırdı. Deli bu kız!” diye düşünüyordu. Özlem için duyduğu üzüntüyü siniriyle örtmeye çalışıyordu. “Şimdi güçlü olmalı ve Alec’e haddini bildirmeliyim. Prensime bu kadar çabuk yüz veremem.” Diye düşündü. Başını bu düşüncelerden kurtulmak istercesine iki yana salladı. Hırsla Alec’e döndü. Kızgınlığını ve üzgünlüğünü atmanın en kolay yolu olarak görüyordu Alec’i. Ve ağzına geleni Alec’e söylemeye başladı.
------Ben ve Nilay abla adada ne yaptık?------
Nilay yavaş yavaş gözlerini araladı. Çevresinde gördükleri karşısında şaşkına döndü. “Az önce evde değil miydik? Nasıl oldu da bir ormandayız biz?” diye düşündü. Nilay çok halsizdi yerinden yavaşça kalktı ve oturur pozisyona geçti. Ve birden Özlem’i görünce gözleri dehşet için de büyüdü. Küçük kardeşi yerde baygın yatıyordu. Üstelik burnundan kan gelmişti. Nilay üzerindeki halsizliğe ve kırgınlığa rağmen çok çevik bir hareketle yerinden kalkıp Özlem’in yanına gitti. Başını dizlerinin üstüne koydu ve saçlarını okşamaya başladı. Ağladığını Özlem’in saçına düşen damlalarından anladı. O anda çalıların arasından bir hışırtı geldi. Nilay korkuyla sesin geldiği yöne baktı. Kardeşini kollarının arasına aldı. Eğer bu bir tehlikeyse kardeşini ölümü pahasına koruyacaktı. Sonra çalılıkların arasından bir kız göründü. Zümrüt yeşili gözleriyle içtenlikle Nilay’a gülümsüyordu. Buğday rengi teniyle ormanın yeşili içinde çok hoş duruyordu. 16 yaşlarında gösteriyordu.
-Merhaba ben Asya. Merak etmeyin size zarar vermeyeceğim. Sadece yardıma geldim dedi sevecen bir sesle Asya.
Yavaş yavaş Nilay’a doğru yaklaşıyordu. Nilay Asya’ya anlayamadığı bir güven duyuyordu. “Ona güvenmemeliyim. Onu tanımıyorum. Özlem için ona güvenmemeliyim” diye tekrarlıyordu içinden ama elinde değildi. Asya çok güven verici duruyordu. Yeşil gözleri insanı delip geçiyordu ve gülüşü onu sevmenizi sağlıyordu. Asya Nilay’ın yanına diz çöktü ve cebinde bir şişe çıkardı.
-Bu gücünü toplamasına yardım eder. Adada bulunan bitkilerden yapıldı dedi Asya
Asya yavaşça şişedeki sıvıyı Özlem’e içirdi. Birkaç dakika sonra Özlem gözlerini araladı.
-Neredeyiz biz abla dedi güçlükle Özlem.
-Burası bir ada tatlım dedi Asya sevecen bir sesle.
-Ada mı? Abla desene lost* olmuşuz biz dedi hafif bir kıkırdama ve güçlükle Özlem.
Özlem bunu dedikten sonra yine bayıldı. Nilay’ın yüzünde bir gülümseme gözlerinde yaş vardı. Kardeşini çok seviyordu ve onu kaybetmeye dayanamazdı.
-Onun daha iyi bir yerde dinlenmesi gerek. Şey bu arada adınız neydi? Dedi Asya yine sevecen bir sesle.
-Ah! Pardon Asya. Ben Nilay ve bu da kardeşim Özlem dedi Nilay gülümseyerek.
-Tanıştığımıza memnun oldum. Hadi benim yaşadığım yere gidelim dedi Asya ve ayağa kalktı. Geldiği çalılıklara doğru ilerledi. Bir ip buldu ve ipi aşağıya çekti. Birden tam Nilay’ların önüne yukarıdan tahtadan yapılmış bir asansör indi.
-Benim yaşadığım yere bu şekilde daha kolay varırız Nilay dedi Asya sevecen bir sesle.
Nilay Özlem’i kucağına aldı ve asansöre bindi. Bu tahtadan yapılma asansöre pek güvendiği söylenemezdi ama sonuçta kardeşi iyileşebilecekti. Asansöre bindiler ve yukarıya doğru yükselmeye başladılar.
---En son kızlar kahvaltı yapıyordu oradan devam..bizimkiler adadayken diğerleri neler yaptı?------
Kızlar sonunda kahvaltıyı hazırlamışlardı. Tuğba’ya da Ebru’ya da iki kişi kahvaltı yapmak garip geliyordu. Büyük bir sessizlik içinde kahvaltılarını bitirdiler. Yine aynı sessizlik ve yavaşlık içerisinde kahvaltı masasını topladılar. İkisinin de içinden okula gitmek gelmiyordu ama buna mecburdular.
-Okula gitmek istemiyorum dedi bıkkın bir sesle Ebru.
-Bende istemiyorum ama gitmek zorundayız yoksa Nilay geldiğinde bize çok kızar dedi Tuğba. Sesinde ne bir damla heyecan ne de mutluluk vardı.
Odalarına çıkıp okul için yavaşça hazırlandılar. Sonra kitaplarını aldılar ve asık suratlarıyla evden çıkıp okula ilerlemeye başladılar. İkisi de bugün taksiye binmek yerine yürümeyi tercih etmişti. Sonunda okula vardılar. Okulda ki herkes Ebru ve Tuğba’ya şaşkınlıkla bakıyordu. Hep 4 kişi ve mutlu olarak görmeye alıştıkları kızlar gitmiş yerlerine 2 asık suratlı kız kalmıştı. Tuğba ve Ebru okul binasının önünde ayrılıp sınıflarına doğru ilerlemeye başladılar. Tuğba dalgın dalgın giderken birine çarptı. Ve yere düştü
-Sen iyi misin? Dedi çok etkileyici ve tanıdık olan bir ses.
Tuğba başını kaldırdı ve gördüğü kişi karşısında şok oldu. Robert onun tam önünde çömelmiş bir şekilde duruyordu. Robert yerde oturan Tuğba’ya çok yakındı.
-Neden ağlıyorsun dedi Robert. Sesinde acı ve hüzün vardı.
Oysa Tuğba o söyleyene kadar ağladığını bile bilmiyordu. Sonra Tuğba’nın sessiz ağlaması hıçkırıklarla dolu bir ağlamaya dönüştü. Robert Tuğba’yı kollarının arasına aldı ve başını göğsüne bastırdı.
-Ağlama artık Tuğba dedi Robert “Lütfen ağlama aşkım lütfen” diye geçirdi içinden. Bu çok acılı bir düşünceydi. Ders zili çalmıştı ve binanın önünde Robert ve Tuğba’dan başka kimse yoktu. Tuğba ders bitimine kadar Robert’ın omzunda ona sarılarak ağladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
MeLanKoLiq
..::Yeni Yıldız::..
..::Yeni Yıldız::..
MeLanKoLiq

Mesaj Sayısı : 561
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 10:24 am

ay şu Asyada kötü çıkıyo ilk ben iyi biri zannettiydim sonra kötüymüş ya Shocked
anam harika hadi bakalım tam gaz devam sakın durma Özlem Very Happy
hangi bölümde kaldı twide o ben anlamadım ama neyse çaktıma hehehe
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
burcum
..::Beyaz Yıldız::..
..::Beyaz Yıldız::..
burcum

Mesaj Sayısı : 1354
Kayıt tarihi : 20/05/10
Yaş : 25
Nerden : вυlυէlმгıη üzєгiηծєη ..

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 2:06 pm

öslem yuh bi gittim yarısını eklemişsin bölümlerin yaaa Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ssSeBoSss
..::Yeni Yıldız::..
..::Yeni Yıldız::..
ssSeBoSss

Mesaj Sayısı : 522
Kayıt tarihi : 19/05/10

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 2:10 pm

twi de 27 de kaldın özlem devamını istiyorum diğerlerinbi bosver sadece oğlusumdan ve gelinimden yaz hehehe
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
burcum
..::Beyaz Yıldız::..
..::Beyaz Yıldız::..
burcum

Mesaj Sayısı : 1354
Kayıt tarihi : 20/05/10
Yaş : 25
Nerden : вυlυէlმгıη üzєгiηծєη ..

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 2:19 pm

hahaha seboş abla hepsini eklesin o zaman çıksın aradan hepsi yeniden bölüm yassın Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ssSeBoSss
..::Yeni Yıldız::..
..::Yeni Yıldız::..
ssSeBoSss

Mesaj Sayısı : 522
Kayıt tarihi : 19/05/10

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 2:26 pm

Heraldeee Burcu burdaki amacı anamadın mıu kuzum sen (:
Oğlusumla gelinim kavussun artık istiyorum beeeennn I love you I love you
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
burcum
..::Beyaz Yıldız::..
..::Beyaz Yıldız::..
burcum

Mesaj Sayısı : 1354
Kayıt tarihi : 20/05/10
Yaş : 25
Nerden : вυlυէlმгıη üzєгiηծєη ..

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 2:30 pm

ama şimdi ben sana bişey derdimde demiyorum yoksa öslem beni keser o yüzden susuyorum ve bölümler gelsin diyorum seboş ablacım Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hotaru_edward
..::Pembe Yıldız::..
..::Pembe Yıldız::..
hotaru_edward

Mesaj Sayısı : 1634
Kayıt tarihi : 21/05/10
Yaş : 21
Nerden : hayal bahçesinin kuru topraklarından...

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Salı Haz. 01, 2010 9:32 am

evet bencede sus sen burcu Very Happy bu hikayenin son kısmı bırakalımda son kısımda açıklansın Very Happy bu arada ben en son 28.bölümde kaldım 29.bölümü yazıcam Very Happy ama 28 hiç bi foruma eklemedim Very Happy ve bölüm
10.Bölüm
-----Emmet ve Gamze abladan devam------
Adaya gelmeden önce omzuna dokunan kişiydi karşısındaki…
Birden Emmet’i bir kızgınlık kapladı. Karşılarında ki Aro’ydu. Aro bir ağaca yaslanmış yüzünde bir gülümseme ile Gamze ve Emmet’e bakıyordu. Gamze ise hala ağlıyordu. Aro yavaşça yaslandığı ağaçtan Gamze’ye doğru ilerlemeye başladı. Emmet Gamze’yi arkasına aldı.
-Ondan uzak dur Aro diye kükredi Emmet.
-Onun gerçekte kim olduğunu öğrenmek istemiyor musun? Dedi Aro.
-Gerçekte kim olduğu mu? Ne saçmalıyorsun sen? Dedi Emmet şaşırmış ve kızmıştı.
Aro yavaşça Gamze’ye yaklaştı. Elini çenesinin altına koydu ve Gamze’nin başını yukarı doğru kaldırdı.
-Hadi ona kim olduğunu sen söyle Miele dedi Aro son kelimeyi üstüne basarak söylemişti.
-Miele mi? Gamze mi? diye fısıldadı Emmet.
Emmet duyduklarına inanamıyordu. Adeta yıkılmış.
-Ne Miele’si? Ben Gamze’yim! Dedi kısık bir sesle Gamze.
Gamze aslında bağırıyordu ama ağlamaktan sesi kısılmıştı. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı. Emmet bir Gamze’ye bir Aro’ya bakıyordu. Duyduklarına inanmakta güçlük çekiyordu. “Gamze Miele mi? Hayır bu olamaz” diye düşündü.
---Gamze ve Emmet bunları yaşarken Burcu ve Alec neler yaptı?-------
Burcu Alec’e ağzına geleni söylemeye başladı.
-Seni pis kan emici! Hangi hakla bana sarılmaya cüret edersin? Seni itmesem bırakacağında yoktu! Adam da biraz utanma olur ama nerde!? Beyimizde utanma sıfır sırıtma yüzde yüz! Sen gıcığın tekisin Alec! Diye bağırdı Burcu yüzü hala kıpkırmızıydı.
“Aklımdan geçenler bunlar değil ama olsun. Hemen yüz veremem sana bağıracak birine ihtiyacım var. Of Özlem Of! Neden ben cadıyım diye önüme atladın ki!? Deli misin sen? Benden öğrenecek başka büyü bulamadın mı? niye ölüm ve nefret büyüsünü öğrendin niye! Sonra çok ağlaman var tabi! Bu kadar sulu göz olmak zorunda mıydın? Birden ışınlanma büyüsüne dönüştü büyü. Şimdi kim bilir ne haldesin. Seni çabucak bulmam lazım kardeşim. Ama önce şu sırıtığa haddini bildirmem lazım” diye düşündü Burcu. Alec hala sırıtmaktaydı. “Acaba duygularını ve bu duygularının sebeplerini okuyabildiği mi bilse ne yapardı?” diye düşündü Alec ve bir kahkaha attı. Alec’in kahkaha atması Burcu’yu daha da sinirlendi ve utandırdı.
-Bey efendimiz bir de kahkaha atıyor! Yeter! İmdat diye bağıracağım ARTIK! Diye bağırdı Burcu.
Burcu tam ağzını açmıştı bağıracaktı ki Alec çevik bir hareketle Burcu’nun ağzını kapadı. Alec Burcu’yu kollarından yaptığı bir kafese almış serbest bırakmıyordu. Burcu tam Alec’in kollarından kurtulmak için bir tekme atacakken ikisi de dengelerini kaybedip yere düştüler. Burcu Alec’in üstüne düşmüştü. Birden yüzü daha da kızardı.
-Bu iki oldu Burcu baksana biz hep kucak kucağayız dimi? Dedi Alec gülerek.
-Yüzsüz şey dedi Burcu utanç ve sinir içinde. Artık domates olma yolunda ilk adımlarını atıyordu. Yine kızarmıştı.
-Sen ne güzel kızarıyorsun öyle dedi gülerek Alec.
“Ah tanrım ben ne yapıyorum böyle? Neden bir türlü dilimi tutamıyorum!” diye düşündü. Burcu ise hemen ayağa kalktı ve toparlandı.
-Hadi uyuz kan emici daha fazla uyuşuklanma da gidip Özlem’i bulalım. Ha tabi sen burada pineklemek istiyorsan benim için fark etmez ben giderim dedi Burcu ve hızla yürümeye başladı.
Alec’te yattığı yerden kalktı ve Burcu’nun burnun dibinde bitti.
-Sen nereye gittiğini sanıyorsun küçük hanım!? Dedi Alec hafif sinirli bir sesle.
-Birincisi ben küçük değilim! İkincisi… Burcu sözünü tamamlayamadan Alec’le ne kadar yakın olduklarını fark etti ve Alec’ten sıyrılarak ondan uzaklaştı. Alec’te hemen toparlandı ve o da geriye doğru birkaç adım attı. Aklından hala “Bana neler oluyor?” diye geçiriyordu Alec. Burcu ise Alec’in ona her yakınlaşmasında kızardığı için kendine lanetler savuruyordu. Burcu bu düşüncelerden kurtulmak istercesine başını iki yana salladı.
-bak sen kim demiş kalacağımı? Hiçte bile bay ukala ben burada kalmıyorum! Ben gidip kardeşimi –Özlem’imi- buluyorum! Eğer sen çok istiyorsan buradaki ağaçlar ve Bitkilerle düzeyli bir birliktelik kurabilirsin dedi Burcu sinirle.
----Burcu ve Alec bunları yaşarken ablam ve ben nerde ne yapıyorduk?----
Asansöre bindiler ve yukarıya doğru yükselmeye başladılar.
Yukarı yükseldikçe Nilay’ın ağzı şaşkınlıkla açılıyordu. Yaprakların arasında ağaçların üstünde başka bir dünyaya gelmişlerdi sanki. Ağaçların aralarında yüzlerce tahtadan ev vardı. Belki de daha fazla. Ağaçlarda ki evler birbirlerine köprülerle bağlanmıştı.
-Çok güzel öyle değil mi? dedi Asya. Sesi sevecen ve kendini beğenmiş çıkmıştı bu sefer.
-Burası mükemmel bir yer dedi Nilay heyecanla karışık bir şaşkınlıkla.
Sonunda asansör durdu. Asansörün durmasıyla ağaçtan yapılmış bir sedyeyi hemen önünde gördü Nilay. Tahta sedyenin üzerine yaprak yeşili bir örtü geriliydi. Belki de gerçekten yapraktı! Kim bilebilir? Üstünde beyaz önlükler olan iki kişi Nilay’ın kucağında ki Özlem’i alıp sedyeye yatırdılar.
-Onu nereye götürüyorsunuz dedi telaşla Nilay, hala ağlıyordu.
-Sadece iyileşmeye gidiyor Nilay dedi Asya.
-Bende onunla gideceğim! Dedi sert bir sesle aniden Nilay.
-Bir yararın dokunmaz ama neyse… Hadi gidelim dedi Asya. Sesi biraz alaylı çıkmıştı.
Aslında Asya Nilay’ın Özlem’e karşı olan bu koruyucu tavrını hiç anlayamamıştı. “Ne var bu kadar üzülecek?” diye sorup duruyordu kendine. Kendi ablasını düşününce Nilay’la zıt kutuplar gibiydiler. Ablasının o böyle hastalandığında ağlayacağını hiç sanmıyordu. Zaten Asya’da kendi ablası için ağlamazdı. O yüzden Nilay’ın bu halleri garibine gidiyordu. Belki de içten içe kıskanıyordu. Kim bilebilir? O Nilay’ın gösterdiği ilginin ne kadar saçma olduğunu düşünürken hastaneye varmışlardı. Beyaz önlüklü iki kişi Özlem’i alıp hasta yatağına yerleştirdi. “Tahtadan yapılmamış ve yeşil olmayan tek şey bu hasta yatağı olsa gerek” diye düşündü Nilay.
-Hadi gel sana burayı gezdireyim dedi heyecanla Asya.
-Olmaz! Özlem’in yanında durmalıyım dedi Nilay. Sesi bir fısıltı gibi çıkmıştı. Acı ve hüzün dolu bir fısıltı gibi…
-Sen bilirsin dedi Asya biraz alınganlıkla ve devam etti –Senin burada beklemenle iyileşmeyecek diye ekledi biraz bıkkın bir ses tonuyla.
Bu sırada odadaki beyaz önlüklü iki kişi ellerinde bir şişeyle Özlem’in başucuna geldiler. Bu tıpkı ormanda Asya’nın elindeki şişe gibiydi. Nilay şimdi fark ediyordu. Şişe mücevherlerle kaplıydı. Tabi ki de yine yeşil renk çoğunluktaydı. Yeşil zümrütlerin arasına kırmızı yakutlar serpiştirilmişti. Şişe camdan gelen ışıkla parıl parıl parıldıyordu. Nilay kafasını iki yana salladı. “Şimdi mücevherlere aldanmanın sırası değil” diye düşündü Nilay.
-mücevherleri sever misin? Burada daha çok var istersen sana gösterebilirim dedi heyecanla Asya.
-hayır olmaz. Kardeşimin yanında olmalıyım dedi bitkin bir sesle Nilay ve gidip kardeşinin elini tuttu.
Nilay kardeşinin elini tuttuğunda küçük çaplı bir şok yaşadı. Özlem’in vücudu çok soğuktu. Bir ölünün vücudu kadar soğuktu hatta belki de bir ölüden bile daha soğuktu. Nilay birden içinden bir şeylerin koptuğunu hissetti. Hissediyordu. Renkler hayatından teker teker çıkıyordu. Geriye bir tek siyah kalıyordu. Birden Nilay geçmişi hatırladı. Anne ve babasının küçük bir konuşmasına kulak misafiri olmuştu. Neden gittiklerini anlatan bir konuşmaya…
(geçmişe döndük!) Bunu onlara yapamayız dedi üzgün bir sesle Nilay’ın annesi.
-Evet. Bu yüzden onların hayatından çıkmalıyız dedi ağlamaklı bir sesle baba.
-Ben eşyaları topladım dedi üzgün bir sesle anne.
-Bu kadar üzülme. Onları da peşimizden bu hayata sürükleyemeyiz dedi baba. Güçlü olmaya çalışıyordu.
-Haklısın. Onları da bizim peşimizden esir hayatı yaşamaya sürükleyemeyiz. Asya kıtasının dağlık arazilerini sevmezler. Etraflarında o kadar kurtla yaşayamaz onlar dedi anne üzgün bir sesle.
Ve o anda küçük bir fısıltıyla anılar arasından çıktı Nilay. Bu bir fısıltı değildi aslında. Asya Nilay’ın yanında bağırıyordu.
-İyiyim ben bir an dalmışım sadece dedi fısıltıyla Nilay.
-Bence iyi değilsin. Biraz uyuman ve yemek yemen lazım Nilay dedi Asya. İlk defa sesinde üzüntü ve endişe vardı.
-Biz artık ilacı içirelim mi küçük hanım dedi beyaz önlüklü olan kadın.
-Tabii ki de içirebilirsin Moiya dedi Asya.
Moiya ilacı yavaşça Özlem’e içirdi. O anda Nilay Özlem’in tuttuğu elinin sıcaklaştığını hissetti. Yüzünde buruk bir gülümseme oluştu. Simsiyah olan dünyasında küçük bir pembelik görür gibi oldu o anda.
-Vücut ısısı çok düşük dedi üzgün bir sesle Nilay.
-Onun türü için doğal bir şey dedi şaşkınlıkla Asya.
-Tür derken? O bir insan ve insanlar için bu derecede bir vücut ısısı normal değil dedi sinirle Nilay.
-Bilmiyorsun demek… dedi fısıltıyla Asya.
----Tuğba ve Ebru neler yaptılar?-----
Tuğba ders bitimine kadar Robert’ın omzunda ona sarılarak ağladı.
-Zil çalmak üzere Tuğba. İstersen bugün senin için izin kâğıdı alabilirim dedi Robert. Sesinde üzüntü ve endişe vardı.
Tuğba’dan ise sadece hıçkırık sesi yükseliyordu. Bu hıçkırık sesleri Robert’i delip geçiyordu. Tuğba’nın akıttığı her yaş Robert’a büyük bir acı çektiriyordu. İçinde kopan fırtınalar kopuyordu. Sonunda dayanamadı ve Tuğbayı kucağına aldı. Vampir hızıyla arabasına gitti. Kapıyı açtı ve Tuğbayı koltuğa oturtup kemerini bağladı. Ve sürücü koltuğuna geçti. Tuğba ise şaşkınlıkla çevresine bakıyordu. Tüm bunlar sadece birkaç saniye içinde olmuştu…
Ebru ise bunlar yaşanırken derste somurtarak oturuyordu. Jasper tüm çabalarına rağmen onu üzen duyguya uzaklaştıramamıştı. Ve Ebru’nun üzüldüğünü her dakika kendiside üzülüyordu. Sebebini bilmiyordu ama Ebru’yu mutlu etmekten başka bir şey düşünemiyordu.
11.Bölüm
-----Gamze ve Emmet*ten devam-----
“Gamze Miele mi? Hayır bu olamaz” diye düşündü.
-Yalan söylüyorsun Aro dedi sinirle Emmet.
-Sana böyle düşündüren ne diye sordu Aro gözlerini kısarak.
-Lycan’lar hakkında en ufak bir fikrin yok Aro dedi alayla Emmet.
-Sana böyle düşündüren ne diye tekrarladı sorusunu Aro kayıtsızca.
-Amacına ulaşamayacaksın Aro. Sana Lycan’lar hakkında bilgi vermeyeceğim dedi Emmet sinirli bir şekilde.
-Lycan’lar mı? Onlarda ne? Buraya nasıl geldik? Dedi ağlamaklı bir sesle Gamze.
“Eğer bir Lycan olsaydı geçmişini hatırlardı. Eğer benim kardeşim olsaydı kokusu bana tanıdık gelirdi. Eğer benim kardeşim olsaydı soluk tenli ve kehribar rengi gözleri olurdu. Her ne kadar peri asıllı bir Lycan olsa da bana benzemesi gerekirdi. Aro yalancının teki ama oldukça kararlı görünüyor. Ne yapacağım şimdi ben?” diye düşündü Emmet. Adada güneş batıyordu. Hava yavaş yavaş kararmaya başlıyordu. Emmet kollarıyla sardığı Gamze’ye baktı. Ağlamaktan gözleri kızarmıştı. Saçları birbirine karışmıştı. Solgun görünüyordu. İyi uyuyamadığını gösteren mor halkalar vardı gözünde. “Uykusuz ve aç olmalı” diye düşündü Emmet üzgünce. Kendinden nefret ediyordu. Suçsuz bir kızı büyük bir karmaşanın içine attığı için kendini öldürmek istiyordu. Gamze’yi kucağına aldı ve ormana doğru gitmeye başladı.
-Nereye gidiyoruz Emmet dedi titrek bir sesle Gamze.
-Yiyecek ve uyuyacak bir yer bulmaya dedi şefkatle Emmet.
Gamze başını aşağı yukarı sallamakla yetindi. Artık ağlamıyordu çünkü içinde büyük bir huzur hissediyordu. Başını yavaşça Emmet’in göğsüne koydu. “Galiba işe yaradı. Sanırım onu sakinleştirebildim” diye düşündü Emmet ve o anda yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. Aro ise Emmet’in aklında yarattığı karmaşadan yararlanarak onlardan uzaklaştı. Yüzünde sinsi bir gülümseme ile adamlarını aramaya gitti.
----Bu sırada Burcu ve Alec ne yapıyordu?--------
-bak sen kim demiş kalacağımı? Hiçte bile bay ukala ben burada kalmıyorum! Ben gidip kardeşimi –Özlem’imi- buluyorum! Eğer sen çok istiyorsan buradaki ağaçlar ve Bitkilerle düzeyli bir birliktelik kurabilirsin dedi Burcu sinirle.
-Özlem’i çok seviyor olmalısın ama burada kalmalıyız. Ormanın içi senin için güvenli değil Burcu dedi Alec. Sesinde sevgi ve hüzün vardı.
-Neden sadece benim için güvenli değil dedi Burcu gözlerini kısarak.
-Çünkü sen küçüksün dedi alayla Alec.
-Ben 15 yaşındayım! Küçük değilim! Ve evet Özlem’i her şeyden çok seviyorum! Dedi bağırarak ve sinirli bir şekilde Burcu.
-Hey hey sakin ol dedi Alec. Yavaş yavaş Burcu’ya yaklaşıyordu.
-Sakin falan olamam! Özlem’in yaptığı büyünün ne olduğunu bilmiyorsun! O şimdi ölmüş olabilir dedi Burcu. Cümlenin başında bağırıyordu ama sona yaklaştıkça sesi bir fısıltıya döndü. Şimdi gözünden yaşlar akıyordu. Alec yavaşça Burcu’ya yaklaştı. Alec’in Burcu’ya doğru attığı her adımda Burcu’da geriye doğru gidiyordu.
-Benden uzak dur dedi fısıltıyla Burcu.
-Sana zarar veremem dedi acı dolu bir sesle Alec.
-Veremez misin? Buna inanmamı bekleme. Bana istediğin her an zarar verebilirsin. Hatta bunu yapmazsan hain bile sayılabilirsin dedi Burcu fısıltıyla ve içinden “Tıpkı benim gibi…-Hain-.” Diye geçirdi.
-Hain mi? Umurumda bile değil. İsterseler beni ateşe atsınlar diye fısıldadı Alec.
-Aro sana dokunduğunda her şey bitecek. Benim ne olduğumu biliyorsun. Bunu yapmak zorundasın dedi fısıldayarak Burcu.
-Aro umurumda bile değil Burcu. Sana asla ama asla zarar veremem dedi acı dolu bir fısıltıyla Alec.
-Bir söz vardır Alec. Asla, asla deme diye fısıldadı Burcu.
-Cadı olman umurumda değil! Aro umurumda değil! Seni öldürmezsem beni öldürecek olmaları hele o hiç umurumda değil! Dedi bağırarak Alec.
-Biliyorsun. Benim ne olduğumu biliyorsun ama bu benim umurumda değil. Çünkü sen aynı zamanda Özlem’in ne olmadığını da biliyorsun. İşte bu umurumda dedi Burcu normal bir ses tonuyla.
-Evet. Senin bir siyah cadı olduğunu anlamak hiç de zor değil. Özlem’in bir siyah cadı olmadığını anlamakta zor değil. Siyah cadılar vampirlere hizmet ediyor. İhanet edenler –senin gibi- öldürülmek sorunda. Ama seni öldüremem. Kendimde bunu yapacak gücü bulamıyorum dedi fısıltıyla Alec.
Tüm bu konuşmalar olurken Alec Burcu’ya yaklaşmakta Burcu’da Alec’in ona yaklaştığı her adımda geriye gitmekteydi. Burcu’nun gözyaşları sicim gibi boşalıyordu gözlerinden.
-Ağlama lütfen dedi Alec ve durdu.
-Bana yaklaşma, gitmeme izin ver ve sonra Özlem’i bulduğum zaman ağlamam dedi ağlamaklı bir sesle.
-Gitmene izin veremem dedi Alec ve Burcu’ya doğru vampir hızıyla koştu…
------Alec ve Burcu bunları yaşarken ben ve ablam ne yaptık?------
-Bilmiyorsun demek… Dedi fısıltıyla Asya.
Bu sırada Nilay Özlem’in tutuğu elinde bir kıpırdanma hissetti. Hızlı bir şekilde kardeşine döndü. Birden içindeki sinir gitmiş yerine büyük bir sevgi gelmişti. Kardeşine sevgi dolu gözlerle baktı. Özlem yavaşça gözlerini araladı.
-Neredeyiz? Dedi kısık bir sesle.
-Benim yaşadığım yerde dedi Asya heyecanla.
Nilay birden Özlem’in tutuğu elinin aniden sıcaklaştığını hissetti. Özlem’in gözleri fal taşı gibi açıldı birden. Sanki nefes alamıyordu. Sonra her şey normale döndü. Özlem’in vücut ısısı arttı, gözleri normal boyutuna döndü ve düzgün bir şekilde nefes almaya başladı. Yataktan yavaşça doğruldu ve oturur pozisyona geçti.
-Ayağa kalkmak için bu kadar acele etme daha yeni iyileştin dedi Nilay sevecen bir sesle.
-Onun için sorun değil. O eskisinden daha iyi. Değil mi Özlem dedi Asya sesinde büyük bir ima vardı.
-Susana sen diye fısıldadı Özlem ablasının duyamayacağı bir şekilde.
Ve hemen ayağa kalktı. Kapıya doğru ilerledi. Tam durdu. Ağzı açık bir şekilde dışarıya bakıyordu.
-Güzel bir yer öyle değil mi dedi Nilay sesinden şaşırmış olduğu anlaşılıyordu.
-Amfibiler… İnanamıyorum. Asırlar önce yok olduğunuzu sanıyordum dedi şaşırmış ve yine ablasının duyamayacağı bir şekilde Özlem.
-Evet, öyle küçük Lycan dedi Asya nefret dolu bir sesle ama tabii ki de bunu Nilay duymamıştı.
-----Tuğba ve Ebru neler yaptı?----------
“Aklımı kaçırıyor olmalıyım nasıl gelebiliriz ki bu kadar kısa bir sürede” dedi Tuğba başını iki yana sallayarak.
Robert Tuğba’ya gülümseyerek baktı ve arabayı çalıştırdı.
-“Nereye gidiyoruz?!” dedi Tuğba ağlamaktan kısılmış sesiyle.
-“Sana çok iyi gelecegini düşündüğüm bir yere” dedi Robert gülümseyerek.
Yol boyunca Tuğba sadece yolu izlemişti sessizce bu genç adam onu nereye götürüyordu hiç bir fikri yoktu.
Hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı.
Robert ise şüpheyle Tuğba’ya bakıyordu.
“O olabilir mi acaba?!” diye düşünmekten kendini alamıyordu bir türlü.
Yarım saat kadar süren sessiz bir yolculuğun ardından Robert arabayı park etti ve Tuğba’ya döndü.
-“Haydi” dedi Robert gülümseyerek.
-“Nereye geldik hala söylemeyecek misin?!” dedi Tuğba merakla.
-“Az kaldı sabret” dedi Robert arabadan inerken ve hızla Tuğba’nın yanına gidip kapısını açtı.
Tuğba sesini çıkarmadan Robert’in dediğini uygulamaya çalışıyordu ama sabır ona göre bir şey değildi ve gene dayanamadı.
-“Robert söyle yoksa şurada meraktan çat diye çatlayacağım” dedi sitemle Tuğba.
Robert onun bu haline kahkahalarla gülüyordu.
-“Gel buraya önce gözlerini kapatacağız” dedi Robert cebinden bez bir bant çıkararak.
-“Yok artık neden?!” dedi Tuğba anlamayarak.
-“Sürpriz görünce anlarsın” dedi Robert sırıtarak.
Tuğba henüz yeni tanıdığı bu gence güven duyuyordu ve ona arkasını döndü gözlerini bağlaması için.
-“Sakın yanımdan ayrılma ama bak” dedi Tuğba korkuyla.
-“Merak etme yanındayım” dedi Robert Tuğba’nın gözlerini kapatarak.
Robert Tuğba’yı omuzların tutarak onu bir yerlere götürdü ve Tuğba’nın bütün sorularına gülerek cevap verdi.
Sonunda Robert’ın istediği olmuştu. Tuğba’yı kucağına aldı ve yavaşça oturttu.
-“Öldüm meraktan Robert haydi” dedi Tuğba.
-“Tamam, açıyorum” dedi Robert Tuğba’ya yaklaşarak.
O an’a kadar dikkat etmemişti ama Tuğba’nın mükemmel kokusu rüzgârın yardımıyla burnunu doldu ve derin bir nefes aldı.
Olmayan kalbinin yerinde bir karıncalaşma hissetti birden. Şaşkınlıkla durdu bir kere.
-“Açmazsan ben açacağım” dedi Tuğba.
Tuğba’nın sesiyle düşüncelerinden sıyrılan Robert gülümseyerek Tuğba’nın göz bağını açtı.
Tuğba sersemlemiş bir şekilde etrafına bakınmaya başladı.
-“İnanmıyorum burası mükemmel” dedi Tuğba sesi fısıltıyla çıkmıştı.
-“Canım ne zaman sıkılsa buraya gelirim” dedi Robert manzarayı seyrederek.
-“Biz… Biz buraya nasıl geldik” dedi Tuğba bomboş lunaparkta sadece ikisi vardı üstelik dönme dolabının en tepesinde.
-“Sen bu anın tadını çıkar bak yıldız kayıyor” dedi Robert içinden Roxy’i bulmayı dileyerek.
“Arkadaşlarım bir an önce geri gelsin” diye düşündü Tuğba gözleri gene dolmuştu.
-“Yapma lütfen ağlaman için değil mutlu olman için getirdim seni” dedi obert yüzünü asarak.
-“Sanırım haklısın” dedi Tuğba Robert’la ne kadar yakın olduklarını yeni fark etmişti.
-“Sen… Sen çok özelsin” dedi Robert Tuğba’nın narin dudaklarına eğilirken.
Tuğba ne diyeceğini bilemedi. Önlerinde şehrin uçuşan ışıkları yukarıda onları aydınlatan yıldızlar ve ay eşliğinde robert’tan ilk öpücüğünü alıyordu…
-Ebru ne yaptı o sırada-
Ebru tüm ders boyunca suratı asık bir şekilde durdu. İçinden dakikaları sayıyordu. Zilin biran önce çalması için dualar ediyordu. O sırada zil çaldı.
-Sonunda dedi Ebru bıkkın bir sesle.
-Tüm sınıf çıkabilir ama Ebru burada kalıyor dedi otoriter bir sesle Jasper.
-NE! Diye bağırdı Ebru ve hızla sırasından kalktı.
-Burada kalıyorsun dedi sakin bir sesle Jasper. İçinden “Ne diyorum ben?” diye geçiriyordu.
-Hayır, kalmıyorum diye tısladı Ebru.
-Evet, kalıyorsun dedi son derece sakin bir sesle Jasper.
-Neden kalıyorum peki dedi Ebru ellerini göğsünde kavuşturarak.
-Balo için görevlisin dedi Jasper.
Jasper aklına gelen ilk şeyi söylemişti. Ebru’nun canı çok yanıyordu ve bunun sebebini öğrenmek istiyordu. Ebru’nun üzülmesine daha fazla dayanamayacaktı. Ebru bulundukları küçük deniz kasabasındaki en parlak duygulara sahipti. Ama bazı zamanlar oluyordu ki Ebru’da en ufak bir duygu kırıntısı olmuyordu. Bu küçük deniz kasabasına taşındıklarından beri Jasper Ebru’yla ilgileniyordu. Üniversitede gazetecilik bölümünü seçmesinin tek sebebi de Ebru’ydu. Onu daha yakından tanımak ve gizemini çözmekti. Bu sırada Jasper Ebru’nun yine tüm duygularını gizlediğini fark etti. Artık Ebru’daki duyguları okuyamıyordu.
-Bunun için mi gidemiyorum yani? Dedi Ebru.
-Şu anda duygularını kontrol etmeye çalışıyor musun? Diye sordu merakla Jasper.
-Ne? Duyguları kontrol etmek mi? Ne saçmalıyorsun sen dedi anlayamayarak Ebru.
-Ah! Yok, bir şey dedi Jasper.
-Yani gidebilir miyim dedi Ebru büyük bir istekle.
-Hayır dedi Jasper.
-Neden ama? Tamam, anladım baloda görevliyim dedi Ebru sitem ederek.
-Geçen yapılan sınavdan kötü bir not almışsın dedi Jasper sakince.
-Ne? Ama Bay Fell iyi bir not aldığımı söylemişti dedi Ebru şaşkınca.
-Ama kötü bir not almışsın! Bu yüzden bir ödev yapacaksın dedi sakin bir sesle Jasper.
-Tamam yaparım. Konum ne peki dedi bıkkınca Ebru.
-Okul gazetesi için büyük bir haber yap dedi sakince Jasper.
-Tamam, bunu zaten yapacaktım dedi rahatlayarak Ebru.
-Biliyorum. Editör olmak istiyorsun dedi Jasper. Sesinde mutluluk vardı. –Şimdi gidebilirsin diye devam etti aynı mutlulukla.
Ebru yapacağı haberi düşünerek sınıftan çıktı. Aklında ne Nilay’ın bıraktığı not ne de bu notla ilgili şüpheleri vardı. Jasper ise Ebru’yu kötü düşüncelerinden uzaklaştırdığı için havalara uçmakla meşguldü.
---Cullen’lardan hiç bahsetmemiştim. Şimdi onlardan bahsetme zamanı----
Esme her zamanki ev işlerini yaparken içeri Edward girdi. Oldukça üzgün görünüyordu.
-Ne oldu tatlım dedi Esme büyük bir sevecenlikle. Yaptığı işleri bıraktı ve hemen Edward’ın yanına gitti.
-Hiçbir şey dedi Edward kendini koltuğa bırakırken.
-Annene her şeyi anlatabilirisin tatlım dedi yine aynı sevecenlikle Esme.
O sırada içeriye Alice geldi. “Jazz’i gördün mü?” diye düşündü Alice.
-Hayır dedi kayıtsız bir şekilde Edward.
-Ne konuşuyorsunuz siz böyle siz? Dedi sitem ederek Esme.
-Önemli bir şey değil anne dedi Alice.
-Öyle olsun bakalım dedi Esme kırgın bir sesle.
-Gerçekten önemli değil anne dedi Edward. Esme’yi kırdığı için üzülüyordu.
-O zaman bana önemli olan şeyi anlat Edward dedi Esme. Sesinde endişe vardı.
-Bella dedi Edward sadece. Sesinde acı, hüzün, özlem ve suçluluk duygusu vardı.
-Tatlım lütfen böyle yapma dedi Esme üzgün bir şekilde ve Edward’a sarıldı.
“Sesindeki suçluluk duygusunu beğenmedim” diye düşündü Jasper. Kimse onun geldiğini fark etmemişti. Alice sevinçle arkasını döndü ve Jasper’a sarıldı. Jasper’da Alice’e sarıldı.
-Bu gece erkek erkeğe takılalım en iyisi Edward dedi Jasper merakla.
-Ama bu gece bana söz vermiştin Jazz dedi surat asarak Alice.
-Seninle yarın ilgilensem Alice dedi Jasper.
-Öyle olsun dedi Alice ve surat asarak yukarıya çıktı.
Jasper Alice’i kırdığı için çok üzgündü ama Edward’daki suçluluk duygusunun sebebini öğrenmeliydi.
-Alice’le ben ilgilenirim Jazz. Sen Edward’la ilgilen dedi Esme anlayışla.
-İyi ki varsın Esme dedi Jasper minnet dolu bir sesle.
-Ya ya ne demezsin dedi Edward sitem ederek.
Esme Alice’in yanına gitti. Küçük kızı üzüldüğü için Esme’de çok üzgündü ama Edward’ın ne kadar incindiğini bildiği için bu gece ona öncelik vermişti. Kapıyı tıklayarak Alice’in odasına girdi. 8 yaşındaki küçük Alice yatağında bağdaş kurarak oturmuştu. Yüzü asıttı ve üzgün görünüyordu.
-Böyle yapma tatlım dedi Esme üzgün bir sesle.
-Bana söz vermişti dedi Alice ağlamaklı bir sesle.
-Tatlım ağlama lütfen dedi Esme üzgün bir şekilde ve Alice sarıldı.
-Anne ve babama ne oldu? Dedi Alice hıçkırıklarının arasından.
Esme bu beklenmedik soru karşısında afallamıştı. Şaşkınca Alice’e bakıyordu
-Hatırlıyor musun dedi afallamış bir sesle Esme.
-Rüyalarımda görüyorum Esme. Hem başka türlü nasıl yarı vampir olabilirim? Carlisle ve sen tam vampirsiniz dedi ağlamaklı bir sesle Alice. Ve Esme anlatmaya başladı.
-Baban bizim yakın arkadaşımızdı ve bir vampirdi. Anneni ise insan olarak biliyorduk. Dedi Esme
-Adları neydi diye sözünü kesti Alice Esme’nin.
- Anna belle ve Johnattan Gilbert dedi Esme ve devam etti –Nasıl tanıştıklarını bilmiyorum ama anneninde senin gibi yarı vampir olduğunu öğrendik. Birgün bizi ziyarete geldiler. Annebelle’in kucağında sen vardın. “Lütfen onu koruyun” dedi anne belle. Ve sonrada bir daha hiçbirinden haber alamadık Alice dedi üzgünce Esme.
-Peki, benim ismimi kim koydu dedi Alice üzgünce.
-Anna belle dedi Esme üzgünce ve Alice daha sıkı sarıldı.
iki bölüm birden
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
_KüBrA_
..::Beyaz Yıldız::..
..::Beyaz Yıldız::..
_KüBrA_

Mesaj Sayısı : 877
Kayıt tarihi : 21/05/10
Yaş : 23
Nerden : AcIlAr DiYaRıNdAn...

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Salı Haz. 01, 2010 11:48 am

ilk yorum Smile

tosbaa hikayene geçten girdim ama bi tane ilk yorum kaptım ya ölsemde gam yemem Smile
twilightturk den takip ediyodum ama kaçırmışım burdan okuyacam artık Smile
elleirne emeğine sağlık tosbaa çok öpt I love you I love you
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
q.a.m.z.e.
Admin
Admin
q.a.m.z.e.

Mesaj Sayısı : 151
Kayıt tarihi : 19/05/10

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Salı Haz. 01, 2010 2:08 pm

Özlem kıyıcaksın yani bana öyle mi böhüüüüü Crying or Very sad
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://maviyildiz.yetkin-forum.com
MeLanKoLiq
..::Yeni Yıldız::..
..::Yeni Yıldız::..
MeLanKoLiq

Mesaj Sayısı : 561
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Salı Haz. 01, 2010 6:50 pm

vay harikasın özlem 2 bölüm birden süper Laughing
ellerine sağlık çok güzel Smile
gamzem sen benim hikayeye hiç bakma hıh küstüm Sad
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hotaru_edward
..::Pembe Yıldız::..
..::Pembe Yıldız::..
hotaru_edward

Mesaj Sayısı : 1634
Kayıt tarihi : 21/05/10
Yaş : 21
Nerden : hayal bahçesinin kuru topraklarından...

MesajKonu: Geri: Ateşte Açan Çiçekler   Çarş. Haz. 02, 2010 9:15 am

kübiş ö.değil gelmen yeterli geç olsunda güç olmasın derler Very Happy
gamze abla ama bide bunun ateşte açan çiçekler 2*si var Very Happy ama karasızım artık son bölümde görücez kim ölücek kim kalıcak Very Happy
sema kuzu beğenmene sevindim ve bi iki bölüm daha Very Happy
12.Bölüm
Aro ise Emmet’in aklında yarattığı karmaşadan yararlanarak onlardan uzaklaştı. Yüzünde sinsi bir gülümseme ile adamlarını aramaya gitti.
Emmet kucağında Gamze ile ormana daldı. O sırada önlerine tamamen koyu mavi giyinmiş 5 kişi çıktı. Ellerinde ikiz kılıçlar vardı.
-Amfibiler dedi fısıltıyla Emmet.
-Harika! Lycanlar’ın yanına şimdi bir de Amfibiler çıktı dedi sitemle Gamze.
Gamze’nin bu sözü Emmet’in yüzünde küçük bir gülümsemeye neden oldu.
-Ben Mika. Size zarar vermek istemiyorum ama Kutsal Hanım sizi görmek istiyor. Bu yüzden ya kolayca bizimle gelirsiniz ya da zor yolla gelirsiniz dedi tehditkar bir sesle Moiya.
-Beni tehdit etme Moiya. Senden güçlüyüm diye tısladı Emmet.
Emmet Moiya’nın içindeki korkuyu hissedince sinsice gülümsedi.
-Belki beni yok edebilirsin ama o zaman bu adadan kurtulma şansın kalmaz dedi ve sinsice gülümsedi Mika.
-Gamze’ye zarar gelirse ölürsün dedi tıslayarak Emmet.
-Bizim istediğimiz sensin Emmet. O değersiz can değil dedi Mika.
-Ona değersiz deme dedi bağırarak Emmet.
-Tamam tamam sakin ol dedi korkuyla Mika.
Mika ve adamları Emmet’i ortalarına alarak ormanın içine doğru yürümeye başladılar. Emmet sevgiyle kucağındaki korkudan büzülmüş Gamze’ye bakıyordu. Hala Gamze’yi büyük bir tehlikeye attığı için kendine lanetler yağdırıyordu.
-Dur Emmet dedi Mika sert bir sesle ve çalıların arasından bir ip çekti.
-Benim bir asansöre ihtiyacım yok dedi Emmet.
Emmet son derece çevik bir hareketle zıpladı ve ağaçların üstündeki Amfibilerin yaşadığı yere vardı. Onu gören tüm amfibilerin ağızları açık kaldı. Korkuyla Emmet’ten kaçtılar. Sonra asansörlerle Mika ve adamları çıktı.
-Teşekkürler Emmet dedi sert bir sesle Mika.
-Amacım korkutmak değildi Mika dedi Emmet kayıtsızca.
-Biliyorum Emmet ama onlar bilmiyorlar. Biliyorsun ki yıllar önce Lycan’lar tüm Amfibileri öldürdü dedi sert ve bir o kadar üzgün bir sesle Mika.
-Bunun tek sebebi sizdiniz Mika. Lycan’lar sadece düzeni korumaya çalışıyorlardı. Eğer Amfibiler kötülükleriyle başkalarına zarar vermeseydi bu küçücük adada sıkışıp kalmazdınız dedi sert bir sesle Emmet.
-Anlamdım şimdi Amfibiler kötüler mi dedi Gamze şaşkınca.
-Evet kötüler Gamze dedi Emmet sevecen bir sesle.
-Ama oldukça tatlı görünüyorlar dedi Gamze üzgünce.
O sırada korkuyla onlara bakan amfibilere bakıyordu. Etraflarında 1.40’dan uzun olmayan, kahverengi, turuncu ve sarı saçlı bir sürü küçük amfibi vardı. Hepsinin gözleri renkliydi. Yeşil ve mor renkte gözleri olanlar çoğunluktaydı. Üzerlerinde yapraklardan yapılmış gibi duran giysiler vardı. “Çok şirinler” diye düşündü Gamze Amfibilere bakarken.
-Dışları çok tatlı ama içleri kötülük kaynıyor dedi tıslayarak Emmet.
-Yürüyün dedi sinirli bir şekilde Mika.
Emmet son derece kayıtsız bir şekilde yürümeye başladı. Onların yürüdüğü yerlerdeki amfibiler hızla önlerinden kaçışıyordu. Gamze onlardan kaçan amfibilere üzüntüyle bakarken Emmet onlara çok sert bakışlar atıyordu.
-Nilay dedi bağırarak Gamze.
Hızla Emmet’in kucağından atladı ve koşarak köprüden geçti. Emmet’e vampir hızıyla Gamze’nin yanına vardı ve onunla beraber koşamaya başladı. Bu sırada onları gören Nilay’da yüzünde büyük bir gülümsemeyle Gamze’ye doğru koşmaya başladı. İki arkadaş birbirlerine büyük bir Özlem’le sarıldılar. O sırada Emmet karşıda duran Özlem’e ağzı açık biçimde şaşkınlıkla bakıyordu. Özlem’de aynı şekilde Emmet’e bakıyordu. “Tanıdık bir Lycan kokusu” diye geçirdi içinden Özlem ve Emmet. “Kehribar rengi gözler ve soluk bir ten. Acaba? Acaba sen Miele olabilir misin” diye geçirdi içinden acıyla Emmet. O sırada Asya Özlem’i kolundan tuttu ve çekiştirdi. Özlem az kalsın yere düşecekken Emmet onu tuttu.
-Harika! İkinizde burada olduğunuza göre anneme yani Kutsal Hanım’a gidebiliriz dedi ve sinsice güldü Asya.
-Olmaz dedi bağırarak Özlem.
-Bal gibide olur dedi Asya sinirli bir şekilde.
-Ablamı ve Gamze ablayı sizin gibi kötülük dolu kişilerin yanında korunmasız bırakamam dedi tıslayarak Özlem.
-Peki, onlarda gelir o zaman dedi Asya sinirli bir şekilde.
-Moka! Makro! Gamze’yi ve Nilay’ı çabuk buraya getirin! Birlikte Kutsal Hanım’a gideceğiz dedi Asya kızgın ve otoriter bir sesle.
-Benim kastettiğim bu değildi dedi sinirli bir şekilde Özlem ve ayağa kalktı.
Nilay’ın elini tuttu ve Asya’nın arkasından yürümeye başladı. Emmet’te Gamze’ye olabildikçe yakın yürüyordu. 3 köprüden geçtiklerinde oldukça ihtişamlı bir binanın önünde durdular. Tahtadan bina yakut, elmas ve pırlantalarla süslenmişti. Kapı tamamen altından yapılmıştı. Asya yavaşça kapıyı açtı.
-Çabuk içeri girin dedi Asya sinirle.
-Emir verme küçük amfibi yoksa seni ezerim dedi sinirli bir şekilde Özlem.
-Gel kolaysa… Asya henüz sözünü bitirememişken içeriden bir kadın sesi –Karanlık adadan çekilmeden içeri girin! Dedi otoriter bir kadın sesi.
Hızla içeriye girdiler. İçeri girdiklerinde kapı büyük bir sesle kapandı. İçeride çok hafif bir ışık vardı ve Gamze ve Nilay önlerini göremiyorlardı. Özlem içeri girerken Nilay’ın elini bırakmıştı bunun üzerine önünü göremeyen Nilay ve Gamze birbirlerine çarptılar. Asya hafiften kıkırdadı.
-Ah! Acıdı dedi Nilay kafasını tutarak.
-Sen yine şanslısın! Ne var senin üstünde böyle zırh mı dedi sitem ederek Gamze.
-Kesin sesinizi dedi kızgınca bir kadın sesi.
-Onlara bağırma dedi bağırarak Özlem ve Emmet.
-Bu adadan kurtulmak istiyorsanız acele etmeliyiz dedi Asya otoriter bir sesle.
-Peki, ne yapmamız gerek dedi Özlem kızgınca.
-Zor bir şey değil dedi sertlikle bir kadın sesi.
-Kimsin sen dedi Gamze konuşan kadına.
-Kutsal Hanım dedi sert kadın sesi.
-Ne yapmamız gerek dedi sert bir şekilde Özlem
-Pek zor bir şey değil. Her Lycan’nın kolayca bulabileceği bir şey istiyoruz. Bize cereza morado meyvesinden vermenizi istiyoruz dedi Asya
“Olmaz Emmet! Onlara cereza morado meyvesini veremezsin” dedi bir kadın sesi Emmet’in kafasında bir kadın sesi. Bu Emmet’in mağarada duyduğu kadın sesiydi.
-Tamam dedi Emmet ve çantasından mor bir kiraz çıkardı ve onu Kutsal Hanım’a doğru attı. Sonra etrafı koyu kırmızı bir ışık kapladı. Emmet’in son duyduğu ses Kutsal Hanım’ın kahkahasıydı.
13.Bölüm
Tüm adayı koyu kırmızı bir ışık kapladı. Ve o anda adada bulunan herkesi evlerine gönderdi. Aro ve Alec İtalya’ya gittiler. Emmet evine gitti. Özlem ve Burcu Özlem’in odasına döndüler. Nilay ve Gamze ise yataklarına döndüler. Sanki zaman hiç akmamıştı. Sanki adaya hiç gitmemişlerdi…
Gamze sıçrayarak yatağından kalktı ve şaşkınlıkla etrafına bakındı. Odasındaydı. “Ama…Ama bu nasıl olabilir? Az önce bir adada değil miydik?” diye düşünerek şaşkınca etrafa bakınıyordu. Gamze Nilay’ı uyandırmamak için parmak uçlarında odadan çıktı. O anda kafasında iki ses duydu. “Odana geri dön!” diyordu duyduğu ses. Bu seslerden biri Özlem’e aitti ama diğerini tanımıyordu. Gamze şaşkınca olduğu yerde donup kaldı. O anda aşağıdan bir tıkırtı duydu.
-Gecenin bu saatinde kim olabilir ki? Hırsız mı acaba? Dedi Gamze telaşla.
Hızla odasına girdi ve yatağının altından emektarı çıkarttı. Yine parmak uçlarında odadan çıktı ve parmak uçlarında ilerlemeye başladı. Tam merdivenlerden inecekken yine bir tıkırtı duydu. Gamze büyük bir korku ve cesaretle oturma odasına doğru ilerlemeye başladı. İleride hafif bir karaltı gördü ve emektarı o karaltıya doğru savurdu. Ve sonra Tuğba’nın acı dolu çığlığını duydu.
-Tuğba sen misin? Yani hırsız değilsin? Dedi telaşla Gamze.
-Şu anda yerimde bir hırsız olmasını tercih ederdim dedi ağlamaklı bir sesle Tuğba.
Tuğba’nın çığlığını duyan Nilay ve Ebru koşarak merdivenden indiler. Nilay’ın elinde bir gece lambası, Ebru’nun elindeyse bir merdane vardı.
-Nerede nerede dedi Ebru heyecanlı bir şekilde.
-Ne nerede Ebru dedi Tuğba bir çocuk gibi.
Nilay ise bu sırada ışığı bulmaya çalışıyordu. Birkaç kez eşyalara takılarak ta olsa ışık düğmesini bulmuştu. Işığı açınca Nilay büyük bir kahkaha attı. Tuğba yerde kafasını tutarak bir bebek gibi mızmızlanıyordu. Ebru elinde merdaneyle Gamze ise elinde emektarıyla şaşkınca birbirlerine bakıyorlardı.
-Biri burada neler olduğunu anlatabilir mi dedi Nilay kahkahalarının arasından zorda olsa.
-Gamze bana beysbol sopasıyla vurdu dedi ağlayarak Tuğba.
-Onu hırsız sanmıştım dedi Gamze masumca.
-Baştan anlatın şunu dedi Nilay hafif sinirli bir sesle. Artık gülmüyordu.
-Aşağıdan bir tıkırtı duydum ve hırsız sandım. Emektarımı alıp aşağıya indim. Bir karaltı gördüm ve onu hırsız sanıp emektarla vurdum. Meğersem o Tuğba’ymış. Ama bu benim suçum değil. Gecenin bu saatinde eve hırsızdan başka kim gelebilir ki dedi Gamze şaşkınca.
-Tuğba! Gecenin bu saatine kadar neredeydin dedi otoriter bir sesle Nilay.
-Dönme dolapta dedi sakin bir sesle Tuğba.
-Dönme dolap derken dedi şaşkınca Ebru.
-Robert’la birlikteydim dedi Tuğba.
Gamze pencereden gökyüzüne baktı.
-Gece yarısı, dolunay vaktinde dedi Gamze muzurca gülerek.
-Dönme dolapta, bahse girerim ki en tepesinde diye devam etti Ebru yüzünde küçük bir gülümsemeyle.
-Nedense bu senaryo çok tanıdık geliyor dedi Nilay küçük bir gülümsemeyle.
-Robert beni öptü dedi kızaran yanaklarla Tuğba.
-Detaya gir dedi Gamze arkadaşını koltuğa doğru sürüklerken.
-Bu gecenin kahveleri benden olsun dedi Nilay mutfağa doğru ilerlerken.
4 genç kız tıpkı eski günlerdeki gibi bir araya gelmiş kahvelerini yudumlarken birbirlerine neler yaptıklarından bahsediyordu. Tuğba kızlara Robert’la yaşadıkları her şeyi en küçük ayrıntısına kadar anlattı. Gördüğü görüntülerden hiç bahsetmedi tabi ki de.
-Seni evine bırakmadı mı yani? Dedi sinirle Ebru.
-Vay densiz dedi yapmacık bir kızgınlıkla Nilay.
-Kızlar! Dedi kırmızı yanaklarla Tuğba.
-Efendim domatesim dedi gülerek Gamze.
-Yaa Gamze yaa dedi Tuğba mızmızlanarak.
-Ama yalan mı biraz daha kızarsan domatesten farkın kalmayacak dedi gülerek Gamze.
-Ya! Nilay bir şey de şuna dedi Tuğba çocukça bir şekilde.
-Şiişt Gamze! Bir şey canım dedi gülerek Nilay.
-Sende çok kötüsün Nilay dedi Tuğba ve yüzünü astı.
-Üzmeyin bakayım benim domatesimi dedi Ebru gülerek.
-Nereden senin oluyor? Benim o! Benim o!Benim o dediysem benim o! Dedi kahkahaları arasında Gamze.
-Banane ben ondan daha menemen yapıcam dedi gülerek Ebru.
-Git dolaptaki arkadaşlarıyla yap dedi gülerek Gamze.
-Olmaz ben doğal domates istiyorum dedi Ebru kahkahalarla.
-Ben şimdi size gösteririm dedi Tuğba ve çantasındaki su şişesini çıkarıp Gamze ve Ebru’nun başlarından aşağıya döktü.
-Hahahaha! Sırılsıklam oldunuz. Hahahah! Diye gülüyordu Nilay.
-Senin neyin eksik Nilay dedi Tuğba ve şişede kalan suyu Nilay’ın üstüne boşalttı.
Bunun üzerine Nilay hemen yanında duran yastığı Tuğba’nın suratına fırlattı. Birkaç dakika sonra büyük bir yastık savaşı çıkmıştı. Kızlar sabaha kadar gülüp eğlendiler. Güneş yeni doğmak üzereyken yorgunluktan kendilerini yere attılar. Tüm gece boyunca yastık savaşı yapmışlardı.
-Bu yorgunlukla okula git kolaysa dedi sitem ederek Ebru.
-Evet sizin için ne kadar zor olacak dedi iç çekerek Nilay.
-Niye sadece bizim için? Dedi Tuğba.
-Çünkü sizin devamsızlıklarınız tavan yapmış durumda ama benimkiler ise sıfırın altında donma tehlikesindeler Tuğba’cım dedi yüzünde bir gülümsemeyle Nilay.
-Kısaca biz okulda Nilay’sa evde uyuyacak dedi Gamze ve ayağa kalktı.
-Şimdi gidip biraz uyumalı dedi esneyerek Ebru.
-Bence de ama biri beni kaldırabilir mi dedi Tuğba ellerini havaya kaldırarak.
Gamze Tuğba’yı kollarından tutarak kalkmasına yardım etti. 4 arkadaş birbirleriyle şakalaşarak merdivenleri çıkıp odalarına girdiler. Tuğba yüzünde ki makyajı çıkarmak için aynanın karşısına geçmesiyle çığlık atması bir oldu.
-Ne? Ne oldu? Kim öldü? Dedi yatağından sıçrayarak Ebru.
O sırada elinde kamerayla içeri Özlem girdi.
-Yumurtalar çatladı mı? Neredeler? Dedi heyecanla Özlem.
-Ne yumurtası? Dedi kuşkuyla Ebru.
-Aaa! Yok, bir şey dedi sakince Özlem ve odadan çıktı.
Tuğba ve Ebru tedirginlikle yataklarına baktılar. Ebru yavaşça yatağından çıktı.
-Ben koltukta yatsam daha iyi olur dedi sakince Ebru.
-Bana da yer bırakırsan çok makbule geçer dedi korkuyla Tuğba.
-Elbette bırakırım ama sen neden çığlık attın? Dedi Ebru merakla.
-Berbat görünüyorum! Bugün Robert’ın karşısına bu halde nasıl çıkarım dedi ağlamaklı bir sesle Tuğba.
-Sorun bu muydu yani dedi bıkkınca Ebru.
-Bu sorundan da öte bir şey! Bu bir problem! Dedi Tuğba ağlayarak.
-Onlar aynı anlamda değiller miydi? Dedi Ebru tek kaşını kaldırarak.
-Ne fark eder ki? Dedi ağlamaklı bir sesle Tuğba.
-Bende onu diyorum ya o_O dedi Ebru.
-Türk Dil Kurumu gibisin Ebru dedi Tuğba burnunu çekerek.
-RTÜK olmayı tercih ederdim ama Türk Dil Kurumu’yla idare edicem artık dedi iç çekerek Ebru.
-Git Ebru Git dedi Tuğba.
-Neden Tuğba Neden dedi Ebru
-İşte Ebru İşte dedi Tuğba.
-Kim işte dedi anlamamazlıktan gelerek Ebru.
-Meleklerim Ebru dedi sinirle Tuğba.
-ABO! Dedi Ebru.
-Senin şive iyice kaymış Ebru dedi Tuğba
-Sen ABO’nun anlamını bilmiyor musun ki? Dedi Ebru inanamayarak.
-Hayır. Anlamı ne ki dede Tuğba merakla.
-Amanın ben öldüm demek dedi Ebru.
-Durumun için iyi bir sözcükmüş dedi Tuğba küçük bir sinirle.
-Durumum ne ki? Dedi Ebru anlamamazlıktan gelerek.
-LAN hadi git dedi Tuğba sinirle.
-Tuğba sende bir bozulma görüyorum dedi Ebru
-Niye böyle düşündün ki? Dedi Tuğba anlamamazlıktan gelerek.
-Lan dedin Tuğba daha ne olsun? Dedi Ebru inanamayarak.
-Sen LAN’ın açılımını bilmiyor musun yoksa dedi büyük bir şokla Tuğba.
-Hayır dedi gayet normal bir şekilde Ebru.
-Lütfen Arkadaşım Nolur demek Ebru. TDK olarak bunu bilmen gerekirdi dedi Tuğba.
-Bilmemek değil öğrenmemek ayıp dedi Ebru gözleri parlayarak.
-Gitmek değil gitmemek ayıp Ebru dedi Tuğba sinirle.
-Susmak değil susmamak ayıp dedi yan odadan bağırarak Nilay.
-Uyumak değil uyumamak ayıp dedi yan odadan bağırarak Gamze.
-Bu ne demek şimdi? Dedi şaşkınca Tuğba.
-Sizi ABO’ lamadan sesinizi kesin!’nin nazikçe söylenişi dedi Ebru.
-O zaman ABO’lanmadan susalım biz dedi Tuğba.
-BİZCE DE! Dedi yan odadan bağırarak Gamze ve Nilay.
Ebru yavaşça aşağıya indi ve koltuğa uzanarak koyunları saymaya başladı. Ebru “1, 5, 10” diye sayarken içeri giren Özlem “Neden 1,2,3 diye saymıyorsun” dedi. “Böyle daha hızlı sayıp daha hızlı uyurum diye” yanıtladı Ebru. “Akıllı” dedi alayla Özlem. Oysa Ebru koyunları sayma işini çoktan bitirmiş ve derin bir uykuya dalmıştı. Tuğba ise aynanın karşısında güzelleşmeye çalışırken uyuya kaldı. Burcu Özlem’in odasında havada uyuyordu. Özlem ise mutfakta masada adada gördüğü Emmet’i düşünürken uykuya dalmıştı. Gamze çalışma masasına oturmuş adada olanları, Özlem’in sesini düşünürken uykuya dalmıştı. Yatağında uyumayı başaran tek kişi Nilay’dı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Ateşte Açan Çiçekler
Sayfa başına dön 
2 sayfadaki 9 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hayat ve Nefes :: Çalışkan Periler-
Buraya geçin: